17 Temmuz 2014 Perşembe

Peccato Originale - Cantaride

Daha o kadar çok marka var ki hiç bilmediğimiz ve belki tanıdıkça çok seveceğimiz… Parfüm tutkusu ucu bucağı olmayan bir serüven… İtalya’nın küçük bir kasabasında tasarlanan bir başyapıt var belki de duygularımıza dokunacak olan ve halen tanışamadık… Belki de evinde kendi kendine takılan bir kimyager hayatımızın parfümünü yaptı… Bir ihtimalle de buraları okuyunca rastlarız "benim" diyebileceğimiz parfüme!

Peccato Originale’nin İtalyancada “ilk günah” anlamına gelen ilginç bir anlamı var. Daha da ilginci Peccato Originale’nin, bir eczane bodrumunda kurulmuş bir marka olması… 2013 yılında ilk parfümlerini görücüye çıkaran markanın tüm tasarımlarının arkasındaki isim Silvia Monti’nin sıra dışı bir tarzı var. Marka ismi kadar parfüm isimlerinin de uçlarda olduğu Peccato Originale, dağıtım ağları genişledikçe daha çok ilgi çekeceğini düşündüğüm markalar arasında sağlam bir yere sahip.
Peccato Originale cesur parfümler üreten bir marka. Kokuları zorlayıcı olmasa da birçok tasarımı farklı ve etkileyici… Farklılık yaratmak amacıyla üzerinde kafa yorulmuş kompozisyonları olan parfüm evi Peccato Originale’nin vanilya teması üzerine kurulu iki parfümünden biri Cantaride… İsminin nereden geldiğinden hiç bahsetmeyeceğim çünkü iştah kaçırmak istemem!

İlk anda etkileyen net bir açılışı var Cantaride’nin. Melekotu ve paçuli, başlarlarda en çok hissedilen notalar… Melekotu olması gerektiği gibi yeşil ve ferah ancak paçuli sadece destekleyici konumda köşesiz olarak hissediliyor. Topraksı hissiyatı minimal düzeyde tutulmuş, yeşilliği kuvvetlendiren bir paçuli kullanımı var parfümün harmanında.

Başlangıçtan bir süre sonra parfümün sonlarına kadar en net algılanan vanilya, hâkimiyeti ele geçiriyor. Tatlılığıyla baymayan, ancak tekdüze diyebileceğim bir vanilya hissediliyor ilk etapta.

Ortalara kadar yeşil açılıp sıradan bir vanilya parfümü gibi davranan Cantaride, melek otu ve paçulinin geri plana çekilmesiyle sütlü irmik tatlısı kıvamında hoş bir kokuya dönüşüyor. Yemekten sonra yenen hafif sütlü tatlı misali akıp gidiyor…


Cantaride’nin gelişimi başarıyla kurgulanmış bir kitap gibi… Başta biraz dağınık, sonrası net ve sürükleyici! Ortalarda belli belirsiz hissedilen bir deri var ki, parfüm bu ayrıntıyla daha da özel bir hale geliyor. Başlardaki paçuli ve ortalardaki deri, Cantaride’nin tatlılığını ustalıkla dengeliyor.

Cantaride yaklaşık 1 saat sonra iyice olgunlaşmaya başladığında vanilyalı parfümlere çok yakıştığını düşündüğüm aselbent reçinesi (benzoin) algılanıyor. Sonlara doğru da Cafe Chantant yazımda da bahsettiğim gibi birçok vanilya parfümünün olmazsa olmazı miskin hissedilmesiyle Cantaride son fazını da tamamlamış oluyor.

Cantaride, ilerleyen dönemde referans olarak gösterilebilecek vanilya parfümlerinden biri. Tarzın önde gelenleri olan Guerlain - Spiriteuse Double, Tom Ford - Tobacco Vanille ve Mona di Orio - Vanille ile karşılaştırılması kaçınılmaz… Cantaride’nin saydığım güçlü rakipleri arasında sağlam bir yer edineceğini de rahatlıkla söyleyebilirim.

Cantaride’nin olumsuz olarak gösterebileceğim tek yönü, birçok vanilya temalı parfüm gibi transparan yapıdan ve dengeli bir harmandan uzak oluşu… Yoğun olarak hissedilen vanilya zaman zaman tüm notaları bastırarak sadece vanilya notalı bir parfüm kullanıyormuş gibi hissettirebiliyor. Bu durum da günlük kullanımda bunaltıcı bir etki yaratabiliyor. Dolayısıyla tavsiyem Cantaride’yi de diğer vanilya temalı parfümler gibi aralıklı kullanmak olacaktır.


Cantaride, oldukça yüksek fark edilirliğe sahip bir parfüm. Kalıcılığı da tatmin edici seviyede diyebilirim… Birçok gourmand gibi de uniseks kullanıma oldukça uygun. Her iki cinsiyet de Cantaride'yi güvenle kullanıp bolca iltifat toplayabilir!

İsminin yarattığı psikolojik etkiyi (baktınız değil mi Google’dan?) bir kenara bırakırsam, vanilya sevenler için kör alışa bile uygun son yıllarda denk geldiğim en güzel gourmandlardan birini tasarlamış Silvia Monti. Vanilyanın baskın olarak hissedildiği kaliteli parfüm arayışı varsa Cantaride her yönüyle tatmin edecek, şimdiden tarzının en iyileri arasında gösterebileceğim güzel bir sonbahar - kış parfümü.

12 Temmuz 2014 Cumartesi

Röportaj: Olivier Durbano

Olivier Durbano, niş parfüm dünyasının en radikal isimlerinden biri. Farklı bakış açısı ve benzersiz tarzıyla niş parfümün felsefesini kendi tarzıyla yaşatan yetenekli bir sanatçı.

Bir süredir irtibat halinde olduğum mütevazı insan Olivier “İstanbul’a geliyorum” dediğinde, planladığım İstanbul ziyaretimin tarihinde ufak bir değişiklik yaptım ve Olivier ile ülkemiz hakkında düşünceleri, tasarımları ve parfüm sektörüne bakış açısı hakkında uzun uzun konuştuk. Her ne kadar tüm konuştuklarımızı aktarma imkânım olmasa da Gurme Kokular okuyucuları için kayıt cihazımı açıp nispeten formal(!) sorularla Olivier ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdim (03.07.2014).


Berkan: Öncelikle Türkiye’ye hoş geldin Olivier. Bunun ülkemize ilk gelişin olmadığını biliyorum ve sonuncusu da olmayacağını düşünüyorum... Bana Türkiye hakkında neler düşündüğünden bahseder misin?

Olivier: Türkiye diye genellemek benim için zor çünkü İstanbul dışında diğer şehirleri bilmiyorum. Dolayısıyla İstanbul benim için Türkiye, Türkiye de İstanbul demek… Bir şehri keşfetmek istediğimde öncelikle şehri ve insanlarını hissetmek için sokaklarda kaybolana kadar yürürüm… Bazı şehirler vardır, kendimi iyi hissetmem. “Şimdi buradayım ama geri gelmeyeceğim” derim. İstanbul’a ilk gelişimde kendimi gerçekten iyi hissettim. Şehir enerji dolu ve insanları çok kibar…  Hem geçmişin güzel bir parçası elinin altında, hem de şehrin modern bir yönü var. Bu karışımı seviyorum.

Berkan: Mimarlıktan takı tasarımına ve kendi markan altında parfümler tasarlamaya uzanan harika bir kariyerin var. Tasarımlarından herhangi birini denememiş olanlara, parfümleri taşlar ve takılar ile birleştirmiş olman ilginç geliyor. Yarattığın konseptin altında yatan ilham nedir?

Olivier: Buna tamamen hayal gücüyle ilgili diyebiliriz. Çünkü taşlar, efsaneler, semboller ve hayalini kurduğum her şey, filmlere benzer şekilde benim aklımda. Herhangi bir şeyi kokladığımı hayal edebilirim… Bunu parfüme aktarmayı deniyorum. Bu, aklımdakileri ifade etmenin kısa bir yolu.


Berkan: Kısaca parfüm tasarlama sürecinden bahseder misin? İlk önce bir taş cinsiyle başlayıp onun kokusunu mu yaratıyorsun ya da tamamen farklı mı?

Olivier: Başlangıç taşla oluyor. Taş, taşın hikâyesi ve sembolik anlamı… Taşı anlamaya çalışıyorum. Daha doğrusu anlamaya değil de hissetmeye çalışıyorum. Taşların dünyasını seviyorum. Taşların evrenini hissetmek… Bunu gerçekten başardığımda, yani taşı hissettiğimde, kitaplar, hayal gücü ve hislerim sayesinde parfümün içeriğini kâğıda döküyorum. Adım adım oluşturuyorum içindekileri… Listeyi bitirip de “tamam işte budur!” dediğimde, tüm listeyi parfümün içine koymayı istiyorum ve bu bazen büyük bir meydan okuma haline gelebiliyor.

Berkan: Öyle olmalı… (gülüyorum)

Olivier: Bazen bazı şeyler (notalardan bahsediyor), bazı şeylerle iyi olmayabiliyor fakat eninde sonunda oluyor işte... Parfümü ve taşları seviyorum çünkü insanlarla bir şeyler paylaşma fikri hoşuma gidiyor. İlk dakikalarda parfüm bir şok etkisi yaratsa da zamanla “sen” haline geliyor.

Berkan: Designer ve niş parfümler hakkındaki düşüncen nedir? Aradaki fiyat farkının kullanılan içeriklerin kalitesinden dolayı oluştuğu düşüncesine katılır mısın yoksa sence olay tamamen farklı mı?

Olivier: Bana göre niş parfüm kavramı tek olmamalı. Geçmişte öyle olabilir… Belki eskiden tek bir aile vardı ama şimdi birçok aile var… Belki de niş tanımı adı altında daha değişik sözcükler kullanmalıyız… Kardeş bile olabiliriz ancak aynı felsefeye sahip değiliz. Bunun, markanın felsefesi ve karakteri ile ilgili bir durum olduğunu düşünüyorum. Bazı markalar sadece lüks birer marka… Ben de lüks olmaya çalışıyorum ama kendi tarzımla... Yaptığım şeye kendimi de katıyorum. Daha kaliteli içerikler kullanmaya, daha yaratıcı olmaya ve oldukça seçici olmaya çalışıyorum. Dolayısıyla hiçbir zaman çok büyük bir üretimin hayalini kurmadım. Bunu da istemiyorum çünkü eğer yaparsam, yaptığım şeyi ve kendimi kaybedeceğime eminim. Yani dünya çapında olabilirsiniz ancak seçici olmak zorundasınız. Bu mümkün… (sorduğum sorunun cevabı olmasa da bakış açısı hoşuma gittiği için soruyu tekrarlamadım)


Berkan: Biliyorum seçim yapmak oldukça zor ama parfümlerin arasında en sevdiklerini paylaşabilir misin?

Olivier: Hayır bu mümkün değil çünkü yok. Hepsiyle mutluyum! Her biri, kişilerle hayat buluyor ve parfüm için hayat, parfümün kişisel dünyası demek… Dolayısıyla tüm parfümlerim hayatın içinde yer alıyor. Bu aynı zamanda aile ile ilgili bir durum… Bazıları büyük birer aileyken, bazıları daha küçük aileler. Hepsinin hayatın içinde olmasını seviyorum. Bazen birini, bazen birini kullanıyorum.

Berkan: Yani kendi parfümlerini kullanıyorsun…

Olivier: Tabi ki! İlk günden beri… İlk parfümümü yarattığım zaman, bana göre hayallerimin parfümüydü. Sonrasında tenime başka bir şey kullanmam mümkün değildi... Parfümsüz olmayı tercih ederim! Bu benim ruhum ve auram ile ilgili bir şey. Dolayısıyla oldukça kişisel… Kendi parfümlerimi kullanmayacaksam hiçbir şey kullanmamayı tercih ediyorum (gülüyor).

Berkan: Black Tourmaline, dumanlı kokuları sevenler için mücevher niteliğinde bir parfüm. Hatta bana göre bir başyapıt ve şimdiden niş parfüm dünyasının mihenk taşlarından biri… Black Tourmaline’i piyasaya sürmeden önce böyle bir başarı bekliyor muydun?

Olivier: Hayır. Yeni bir tasarım yaptığımda, onun ne tarz parfümleri seven biri için olduğunu ya da başarılı olup olmayacağını düşünmüyorum. Düşünmek de istemiyorum... Benim için önemli olan, fikrinin sonuna kadar gitmek. Sonrasında ulaşmak istediğinin çok da uzak olmadığını görürsün… Eğer bir gün parfümlerim kimseyi bulamazsa (parfüme kişilik atfediyor) oldukça üzülürüm. Ama bir kişi bile benim parfümümle mutluysa bu benim için yeterli olabilir. Çünkü parfümleri kendim için yapmıyorum. Tüm kalbimle elimden gelenin en iyisini yapıyorum. Ama kesinlikle kendim için yapmıyorum!

Bütün gün Fransız kültürüne ayak uyduracağım diye şarap içmekten bıktım ve söyledim biramı!

Berkan: Parfümlerinin çoğu tütsülü - dumanlı bir altyapıya sahip. Bu da Olivier Durbano’yu niş parfüm dünyasının en karakteristik markalarından biri yapıyor. Eğer günün birinde “Artık karanlık parfümler yapmayı bırakıyorum… Başka bir şeyler denemenin zamanı geldi” diye düşünürsen kendi adını taşıyan markayla mı devam edersin yoksa bu başka bir marka adı altında mı olur?

Olivier: Hayır hayır… Bu benim için sadece adımı kullanmakla ilgili değil… Bu önemli bir şey çünkü bu benim hayatım. Dolayısıyla neden başka bir isim kullanmalıyım bilmiyorum. Benim adım Olivier Durbano ve aynı zamanda “Poem Stones (Şiir Taşları)”. Bu, fikirlerim hakkında bir şeyler anlatmak için bir yol... Poem Stones, taş ve taşların arkasındakiler ile ilgili bir şeyler anlatan bir fikir… Taşların enerjileri, hikâyeleri veya herhangi bir şey hakkında bir şiir olabilir… Benim için amaç önemli. Çünkü amaç enerjiyi doğurur! Farklı fikirlerim var ancak hepsi benim evrenimin bir parçası olarak kalacak. Dolayısıyla başka bir isim kullansam bile o her zaman beni ifade edecek ve “ben” olacak.
 
Berkan: Hafızam beni yanıltmıyorsa, 2011 yılında tüm parfümlerin “Extrait” konsantrasyonunda da piyasaya sürüldü. Her ne kadar Extrait’larından herhangi birini hala deneyememiş olsam da, yaptığın çoğu Eau de Parfum’un oldukça iyi kalıcılık ve fark edilirlik değerlerine sahip olduğunu düşünüyorum. Parfümlerini güçlendirme fikrinin nerden çıktığından bahseder misin?

Olivier: Çünkü her zaman daha iyi olmayı denemeyi seviyorum. Bu daha değersiz ya da daha üst seviye bir şeyler yaratmak arasında bir seçim… Değersiz bir şey yapmak istemiyorum. Extrait parfümler her yönüyle daha fazla. Daha seçkin ve parfüm kullanmanın tamamen farklı bir yönü... Bu ilgi çekici!

Berkan: Yani kokuları değişmedi mi?

Olivier: Hayır tamamen aynılar. Değiştirmek istemiyorum ki… Eğer koku Black Tourmaline ise, Black Tourmaline’dir. Formulasyonu değiştirirsem o artık Black Tourmaline olmaz. Başka bir şey olur… Extrait versiyonlar farklı… Extrait’ların kullanım şekli daha değişik. Dolayısıyla bu durum bir açıdan farklı, bir açıdan değil… Eau de Parfum için %20 konsantrasyon oldukça iyi ve insanlar bununla mutlu. Ancak Extrait parfüm bundan fazlası… Çok daha özel ve bilinen parfümden farklı bir şey!

Altta görünenler Extrat konsantrasyonundaki parfümler

Berkan: Yeni parfümlerin arasında trende uygun bir gourmand ya da oud temalı bir parfüm olacak mı?

Olivier: Black Tourmaline’de oud var ve bunu yıllar önce yaptım.

Berkan: Gerçekten mi?

Olivier: Evet, karışımda var.

Berkan: Ama Black Tourmaline oud tabanlı bir parfüm değil…

Olivier: Değil... “Bugün gül parfümü yapacağım” ya da “oud parfümü yapayım” gibi fikirleri sevmiyorum. Ayrıca oud temalı bir parfüm yapmak için oldukça geç (gülüyor). Çünkü herkes oud temalı parfüm yapıyor. Black Tourmaline 2007 yılına ait… Dolayısıyla oud ile sorunum yok. Eğer bir gün bir hikâyeden ya da bir taştan esinlendiğimde oud’u listede görmek istiyorsam tekrar kullanırım. Ama daha önce de bahsettiğim gibi, hiçbir zaman parfümün içeriğini öncesinde düşünmüyorum. Örneğin Pink Quartz gül temalı bir parfüm olduğu halde benim için bir gül parfümü değil. Neden gül kullandım? Çünkü Pink Quartz benim için güllerle aynı sembolik anlama ve aynı şefkat hissiyatına sahip. Bu yüzden aklımdaki şey; güllerle başlaması, bitkiler ve çiçeklerle devam etmesi ve yoğun olarak minerale dönüşmesiydi. Pink Quartz’ı ilk kokladığınızda güller gelir ve sonrasında mineraller baskın olur. Kısacası baştaki düşüncem, parfümün içeriği değildir.

Berkan: Peki ya gourmand tarzda bir parfüm?

Olivier: Hiç bilmiyorum. Çünkü bu benim düşünme tarzım değil. Yine de birçok insan bana Jade’in gourmand olduğunu söyledi. Neden bilmiyorum ama birçok kişiye göre Jade, gourmand bir parfüm.

Berkan: Bana göre Jade nane ve çay tabanlı bir parfüm (adama kendi yaptığı parfümü de öğretmeye çalıştım ya… ne diyeyim).

Olivier: Bilmiyorum ama bunu bana birçok insan söyledi. Her neyse ben böyle düşünmüyorum. Başlangıçta bir fikrim oluyor ama bu tarz bir düşüncem olmuyor. Çok ilginç… Bu adım adım ilerleyen bir yol ve “işte budur!” dediğinde durmak zorundasın. Bittiğinde ise “ah evet bu bir gül parfümü” ya da “bu dumanlı bir parfüm” diyorsun. Ama dediğim gibi başlangıçta böyle bir düşüncem olmuyor. Eğer tasarlamaya “şimdi şöyle bir şey yapacağım” diye başlasaydım kısıtlayıcı olurdu. Bu ise özgürlük…


Berkan: Peki bir sonraki parfümün hakkında neler söyleyebilirsin?

Olivier: Yakında öğreneceksin (gülüyor). Bu önemli bir bilgi… 10. parfümüm ve parfümlerle geçirdiğim 10. yılım… Bu yüzden sıradaki parfümüm benim için çok önemli. Ayrıca 10 da önemli bir sayı! Bir yolda ilerliyorsun, her zaman gittiğin bir yol var ve bu farklı bir boyutta tamamen farklı bir başlangıç (Olivier Durbano, yeni parfümünü Eylül ayında İtalya’da gerçekleştirilecek olan Pitti Fragranze’da görücüye çıkaracak).

Berkan: Kendi tasarladıkların dışında en sevdiğin parfümler nelerdir? En iyi 5 listeni öğrenebilir miyim?

Olivier: Maalesef söyleyemem… Tek söyleyebileceğim insanları seviyorum. Mesela Andy Tauer’ı seviyorum, Mona (Mona di Orio - 2011 yılında kaybettik)’yı severdim… Ama en sevdiğim parfümler diye bir şey söylemek benim için mümkün değil. Öncesinde hangi parfümü bile kullandığımı tam hatırlayamıyorum…

Berkan: Kendi parfümlerini tasarlamadan önce mi?

Olivier: Evet ama hatırlayamıyorum… Sanırım sonuncusu Musc Ravageur (Frédéric Malle)’dı. Gençliğimde de Égoïste (Chanel) kullanırdım. Hayat bu ve sen de değişime uğruyorsun.

Berkan: O zaman bu soru tamamen gereksiz olacak ama istersen cevap verebilirsin… Hangi parfümü tasarlamış olmayı dilerdin?

Olivier: Bu cevap verebileceğim bir soru değil çünkü ben bu şekilde düşünmüyorum. Hiçbir fikrim yok… Parfümü, parfüm yapmış olmak için yapmıyorum. Parfüm yapmak benim için bir evren oluşturmaya benziyor. Dolayısıyla başka bir parfüm benim dünyam değil. Aynı şey kolyelerim için de geçerli. Kuyumcu değilim ve oraya ait olduğumu düşünmüyorum. Yine de seviyorum… Takı tasarlama düşüncesini seviyorum. Bu benim için daha çok özgürlükle ilgili. O dünyayı da seviyorum çünkü hissediyorum, özgürüm ve bu benim kaçamağım!

 Olivier'in tasarladığı kolyelerden biri

Berkan: Aslında bu sorunun cevabını dolaylı olarak verdin sayılır ama yine de sorayım. En sevdiğin parfümörler kimler ve neden?

Olivier: Bunu söyleyebilirim. Konuşmuştuk... Andy! Benim arkadaşım.

Berkan: Mona di Orio belki?

Olivier: Öyleydi… Andy’nin doğal bir yaşantısı var ve ilgi çekici bir insan. Oldukça özel biri! Benim için Andy’nin yaptığı şeyleri doğru yapıyor olması önemli. Dürüst biri ve bunu seviyorum. Parfümlerini sevmeseniz bile fikirlerini sevebilirsiniz. Ve böyle insanları bulmak hiç kolay değil.

Berkan: Bugün hangi parfümü kullandın?

Olivier: İki aydır Heliotrope kullanıyorum (Sanırım Paris’e dönene kadar da parfüm kullanamadı çünkü yanında getirdiği şişeyi bana hediye etti).

Heliotrope

Berkan: İçten cevapların için teşekkür ederim. Son soru! Olivier Durbano parfümleri henüz ülkemizde satışta değil. İlerde markanı Türkiye’de görebilecek miyiz?

Olivier: Tabi ki! Bunu düşlüyorum… Ama eminim bu doğru zamanda, doğru insanla olacaktır. Buraya gelmemim belli bir nedeni veya sonucu olmasa da bunun bir önemi yok. Burada olmayı seviyorum ve belki başka bir şeyler keşfederim… Göreceğiz!

Röportajlar





10 Temmuz 2014 Perşembe

Bois 1920 - Agrumi Amari di Sicilia

Fikir liderleri, belirli bir konu hakkında bilgiye ve uzmanlığa sahip olduğu kabul edilen ve fikirleri, tutumları, tercihleri ve eylemleri başkalarını etkileyen kişilerdir. İnternet üzerindeki sosyal platformların çoğalmasıyla fikir lideri, gün geçtikçe önem kazanan bir kavram haline geldi. Parfüm konusunda da fikir liderleri var... Ancak bu durum, düşünceleriyle dünya pazarına yön veren isimlerin bahsettiği parfümler dışında kalan, oldukça geniş ürün gamına sahip bir markanın diğer parfümlerinin es geçilmesine neden olabiliyor. Elbette çoğunluğun benzer görüşte olduğu durumlarda normal dağılım hadisesi inkâr edilemez. Ancak bana kalırsa bu hobinin en güzel yanı, nispeten keşfedilmemişi keşfedip, kişiye özel olanı bulmak…

Bois, Guido Galardi tarafından kurulan 1920 - 1925 yılları arasında faaliyet göstermiş bir İtalyan parfüm evi. 2005 yılında Guido’nun torunu Enzo Galardi, Bois 1920 adıyla markayı yeniden canlandırıyor ve bir kısmı büyükbabasının parfümlerinin yeniden yorumlandığı klasik İtalyan tarzı parfümlerle, modern parfüm trendleri arasında gidip gelen başarılı bir seri tasarlıyor. Bois 1920, in-house parfumeur tabir edilen kendi parfümörüyle çalışan parfüm evleri gibi karakteristik bir tarza sahip olmasa da her zevke hitap eden geniş ve kaliteli bir ürün gamına sahip. En sevdiğim İtalyan parfüm evlerinden biri olduğunu söyleyebileceğim Bois 1920, güçlü pazarlama aktiviteleriyle büyük niş markalara kafa tutabilecek kalitede parfüm yapan bir marka.


Agrumi Amari di Sicilia, ortamlarda konuşululmayan ancak Bois 1920’nin en başarılı bulduğum parfümlerinden biri. Sıcak havalarda güvenle kullanmak için de son derece uygun bir kompozisyon. Creed ya da Bond No. 9 gibi pazarlama departmanı güçlü bir marka adı altında piyasaya sürülmüş olsaydı, hit olması kaçınılmaz bir yaz parfümüne imza atmış Enzo Galardi.

Agrumi Amari di Sicilia’nın açılışı Akdeniz’de bir narenciye bahçesi tasviri… Bolca turunçgil ve yeşilliklerin hâkimiyetinde tazeleyici ve ferah bir başlangıç yapıyor parfüm. En ufak yapaylık barındırmayan, yaprağı üzerinde meyveler, öncü kuvvet niteliğinde sarıyor insanın etrafını…

Sitenin takipçileri bilecektir, turunçgil parfümleri yaz için bile tercihlerim arasına girmekte zorlanır… Sağda solda sentetik hallerini duymaya çok alıştığımdan olsa gerek, kendimi pek rahat hissetmem turunçgil temalı parfümleri kullanırken. Agrumi Amari di Sicilia o kadar doğal ve dengeli harmanlanmış bir kompozisyon ki her kullanışımda beni mutlu ediyor, iyi hissettiriyor.

Mandalina, misket limonu ve turunç yaprağı başlarda en yoğun hissedilen notalar... Öylesine doğal geliyorlar ki, tatil hayali kurmamak mümkün değil. Enzo Galardi belli ki hayatının geçtiği Akdeniz bahçelerini alıp şişeye koymuş!


Agrumi Amari di Sicilia’nın ortalarına doğru eski kafa maskulenlerde sıklıkla kullanılan frenk üzümü ve belli belirsiz lavanta hissediliyor. Lavanta kısa sürede etkisini kaybederken frenk üzümü parfüm tenden ayrılana kadar turunçgillere eşlik ediyor. Üzüm ve lavantaya rağmen Agrumi Amari di Sicilia ne modern hissiyatından ne de uniseks tarzından ödün vermiyor.

Agrumi Amari di Sicilia tam kararında tatlılık barındıran bir turunçgil parfümü. Başlarda yeşillikler turunçgillerin ekşiliğini dengelerken ortalardan sonra frenk üzümünün tatlılığı, dengeyi korumaya devam ediyor. Köşeli olmayan, güvenli bir şekilde tasvir edilmiş Akdeniz bahçeleri!

Bahçe gezintisinin sonlarına gelirken yasemin ve misk eşlik ediyor turunçgillere. Demek ki Enzo Galardi’nin anlatmak istediği turunçgil bahçesinin bir bölümünde de çiçekler var... Ne yazık ki bu faz hem oldukça kısa sürüyor, hem de Agrumi Amari di Sicilia çoktan zar zor algılanan bir ten parfümü haline dönüşmüş oluyor.

Agrumi Amari di Sicilia denk geldiğim en doğal turunçgil parfümlerinden biri. Dolayısıyla bu doğallığın bedeli olarak düşük sayılabilecek fark edilirlik ve kalıcılık değerlerine sahip bir parfüm. 2-3 saat içinde tamamen tenden ayrılıyor… Neyse ki parfümün doğallığı ve ferahlığından dolayı kalıcılık ve fark edilirlik değerlerini sorun etmiyorum. Zira başlangıçtaki turunçgil bombardımanını ve ferahlık hissiyatını, tazeleyerek gün içinde birkaç kez yaşamak oldukça keyif verici.


Bois 1920'nin narenciye bahçesi tasviri, hem kadın hem de erkek kullanıma uygun bir yaz parfümü. İzne çıkmaya daha çok varsa ya da tatile gidilemeyecekse Akdeniz’de hissettirecek kadar başarılı bir kompozisyon. Düşük kalıcılık değerini de hesaba katarak yaz sonuna doğru şişenin sonunu görmek işten bile değil…

Agrumi Amari di Sicilia, Lorenzo Villoresi - Aura Maris gibi kısa sürede en sevdiğim Akdeniz parfümlerinden biri olmayı başardı. Güçlü pazarlama departmanına sahip tarzının diğer örnekleri gibi popüler bir tasarım olmaması da sadece sevenlerine özel kalabilecek bir parfüme sahip olmak isteyenler için harika bir seçim!

© Gurme Kokular - Niş Parfüm Yorumları / Röportajlar / İzlenimler
Maira Gall