16 Ağustos 2014 Cumartesi

Eutopie - No.4

Doğru yerde, doğru zamanda, doğru ürün ve fiyatla müşteriye ulaşmak çetrefilli hadise… Birbirine benzeyen yüzlerce, hatta binlerce ürün arasında tercih edilen olmak; ürün, fiyat, dağıtım ve tutundurma kanallarının bir bütün olarak uyum içinde olmasını gerektiriyor. Ürün ne kadar iyi olursa olsun, marka ve müşteri arasındaki köprü, pazarlama sayesinde kuruluyor.

Eutopie 2011 yılında kurulan yeni bir Fransız parfüm evi. Kurulduğu tarihten itibaren yılda en fazla 1 ya da 2 parfüm tasarlayan marka, nitelikli ürün gamıyla son zamanlarda en çok takdir ettiğim parfüm evlerinden biri oldu. Ürün dışında kalan diğer pazarlama karması bileşenlerine de yoğunlaştığı anda önü oldukça açık bir marka Eutopie. 
Eutopie’nın 2013 yılında görücüye çıkardığı No.4, pazardaki yüzlerce amber parfümü arasından sıyrılan bir tasarım. Parfümü tasarlayan isim Charles Caruso, serinin bir diğer öne çıkan parfümü No.1’i de tasarlayan umut vadeden bir parfümör.

Bergamotun desteğinde şahane bir paçuliyle açılıyor No.4. Sevdiğim tarzda topraksı ve çekici bir paçuli tercih etmiş Eutopie. Derinden gelen amber de sıcak ve konforlu bir parfümün habercisi niteliğinde…

Bergamotun geri çekilmesiyle amberin kadim arkadaşı laden reçinesi hissediliyor harmanda. “Bunu alan bunu da aldı” şeklinde çıkan ürün önerileri benzeri, ayrılmaz bir ikili amber ve laden reçinesi… Neyse ki bu durumdan hiç şikâyetçi değilim.


Ortalara doğru parfümün karakterini oluşturan amber, laden reçinesi ve paçulinin desteğinde hâkimiyeti ele geçiriyor. Sıcak ve derin kullanılan amber, No.4’ün çok katmanlı bir yapıya bürünmesini sağlıyor.

Zengin bir harmanı var No.4’ün. Misk, gül ve vanilya da gün içinde zaman zaman kendilerini hissettiriyor. Kurduğu karmaşık yapısına rağmen dengeyi iyi tutturmuş Charles Caruso. Yaz günlerinde bile uygun dozajla boğmayacak bir amber parfümü tasarlamış ismini ilk kez duyduğum parfümör.

No.4 bana bordo rengi çağrıştırıyor. Konforlu ve cezbedici olarak tanımlıyorum kokuyu… Kadına da erkeğe de oldukça yakışan çekici bir tasarıma imza atmış Eutopie. Günlük kullanımda sıkmayacak kadar dengeli, özel günlerde pişman etmeyecek kadar özel bir kompozisyon!


Sadece amber ve miskin geriye kaldığı son fazında bile kendine hayran bıraktı beni No.4. Yorucu bir günün ardından içilen keyif kahvesi gibi rahat hissettiriyor. Güvenli ve iyimser bir havası var Eutopie’nın 4 numarasının… Kullanımı kolay, kendini özlettiren parfümler sınıfına (uydurdum bu sınıfı) kafadan giren modern bir amber parfümü olmuş Eutopie No.4.

Pazarda yüzlerce amber temalı parfüm olmasına rağmen No.4’ün doğrudan benzediği bir parfüm belirtmek zor. Tek söyleyebileceğim parfümün kalite ve denge olarak üst düzey olarak nitelendirdiğim amber parfümleri arasında yer aldığı…

“En iyi çıkış yapan niş parfüm evi” diye bir kategori olsa, Eutopie zirveyi zorlayacak en önemli adaylardan biri benim gözümde… Amber parfümlerini sevenler için denk gelmeyi beklemeden körlemesine peşine düşülecek kadar iyi bir kompozisyon olmuş markanın 4 numarası da!

10 Ağustos 2014 Pazar

Parfums de Marly - Galloway

Parfums de Marly, 18. Yüzyılda Fransa’da krallık yapmış 15. Louis’in parfümlere ve atlara olan ilgisinden ilham alan Fransız bir parfüm evi. “Kraliyet esansı” adı altında pazarlanan parfüm isimleri de markanın logosundan da anlaşılabileceği gibi atlardan geliyor. Hikâyeden hareketle “eski kafa parfüm” beklentisine kapılma olasılığı artsa da, Parfums de Marly son derece modern tasarımları olan bir parfüm evi.

Parfums de Marly’nin sevmediğim parfümü yok desem yeridir. Tüm tasarımlarını belli bir kalitenin üzerinde görüyorum… Yine de markanın bugüne kadar deneyip de “daha önce böyle bir şeye rastlamadım” diye düşündüren bir parfümü de olmadı… Biraz daha cesaretli davranırsa (bu hadiseden bahsedeceğim) beni can evimden vurma potansiyeli olan markanın, koleksiyonuna en son eklenen parfümünün ismi ise Galloway.

Galloway, açılışı turunçgiller ve biberle yapıyor. Mağazada denenir denenmez “budur” denip kendini aldıracak kadar etkileyici ve güzel bir başlangıç… Keşke hep üst notalar kalsa diye düşünüyorum Galloway’i her kullandığımda. Ama ne yazık ki hikâye başladığı gibi etkileyici gelişmiyor…

Portakal çiçeği, üst notalarda kendini tadımlık gösterip geri planda varlığını hissettirmesini sevdiğim bir nota. Aksi takdirde en hafif ve transparan kompozisyona bile yoğun bir katman eklediğini düşünüyorum. Sanırım çoğunluğun ferah diye nitelendirdiği bir nota hakkında bu şekilde düşünen tek kişiyim ama bana hissettirdikleri böyle işte… Galloway’i benden uzaklaştıran da, orta notalardaki uzunca süre etkisini kaybetmeyen portakal çiçeği ve miskin kombinasyonuyla oluştuğunu düşündüğüm yapay katman…

Galloway’i turunçgiller ve portakal çiçeğinin desteklediği bir misk parfümü olarak tanımlayabilirim. Açılıştaki biber etkisini kısa sürede kaybetse de turunçgiller Galloway’in ortalarında dahi kendini hissettirmeye devam ediyor. Her ne kadar parfümün her fazı genel beğeniye hitap etse ve iltifat toplasa da, misk ve portakal çiçeği rahat hissetmemi engelliyor. Belki de fazla kadınsı bulduğumdan, parfümü güvenle kullanamıyorum.


Temiz temiz kokuyor Galloway. Şişesi gibi beyaz rengi çağrıştıran, köşesiz ve güvenli bir parfüm… Hafif tatlılığı olan bir amber notası hissediliyor sonlarda da. Naif ve konforlu havasını baştan sona hissettiren bir parfüm olarak da tenden ayrılıyor Parfums de Marly’nin son tasarımı.

Galloway, ikinci bir ten gibi gün boyu kendini hissettiriyor. Temiz ve çekingen havasından olsa gerek, fark edilirliği ortalamanın altında seyrediyor ve sadece yakına gelenleri etkilemeyi tercih ediyor. Çok sıcak günler hariç her mevsime ve ortama da uyum sağlayarak, harmanının kalitesini ortaya koyuyor!

Parfums de Marly benzersiz tasarımları olan bir marka değil. Başarı elde etmiş tasarımları kendi tarzlarıyla yorumladıklarına inandığım bir parfüm evi. Giriş kısmında bahsettiğim “biraz daha cesaretli davranma” hadisesiyle de kastım tam olarak bu… Godolphin’in Tuscan Leather’a, Herod’un Tobacco Vanille ve Back to Black’e, Oajan’ın Ambre Narguile’ye ve Shagya’nın Cruel Intentions’a olan benzerliklerini tesadüf olarak nitelendirmek, iyimser bir düşünce olacaktır. Dolayısıyla, Parfums de Marly’nin trend yaratmak yerine trendi yakalama amacında olan bir marka olduğu söylenebilir. Ancak kendi yorumlarını da katarak kaliteli içerikler kullanmaları, benim açımdan durumu kurtarıyor… Buradan hareketle Galloway’in de benzersiz bir parfüm olmama ihtimali yüksek... Yine de en az potansiyel selefi kadar kaliteli olduğunu düşünmek yanlış olmayacaktır.


Galloway üniseks olarak pazarlanansa da kadın teniyle daha uyumlu olduğunu düşündüğüm karakteristik bir misk parfümü. Genel beğeniye hitap eden, bolca iltifat toplayan bir başka tasarıma imza atmış Parfums de Marly… Her ne kadar aradığım farklılığı bulamasam da birçok kullanıcı için imza parfümü olabilecek nitelikte, kalite hissiyatı yüksek bir parfüm olmuş Galloway.

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Au Pays de la Fleur d’Oranger - Rose Irisee

Au Pays de la Fleur d’Oranger, kadınlara yönelik tasarımlar üzerinde yoğunlaşmış Fransız bir parfüm evi. Markanın parfümlerini tasarlayan Jean-Claude Gigodot, çiçek notaları ağırlıklı çalışan bir parfümör. Son yıllarda ürün gamlarına ekledikleri yeni parfümlerle niş parfüm sektöründeki varlığını arttırmak isteyen markanın en çok hoşuma giden parfümü, Jean-Claude Gigodot'un en farklı tasarımı olduğunu düşündüğüm Rose Irisee.

 
Rose Irisee ile ilk tanıştığımda, “işte Iris Silver Mist’in daha kolay kullanılabilir hali” demiştim. Serge Lutens’in kült parfümü Iris Silver Mist’teki gibi soğuk hissiyatlı iris, turunçgil ve keskin bir içki notasıyla açılıyor parfüm. Köşeli ve sert bir başlangıç… İlk etapta alışması zor, zaman isteyen bir kompozisyon Rose Irisee.

Odunsu diyemeyeceğim, deyim yerindeyse tahtamsı (parfüm literatürüne yeni kavram kattım) bir parfüm Rose Irisee. Kuru tahtanın üzerine iris koyulmuş, üzerine de beyaz şarap dökülmüş gibi kokuyor parfümün başları. Kullandıkça kendini sevdiren, çekici gelen bir parfüm tasarlamış Jean-Claude Gigodot.

Başlardaki turunçgiller etkisini çabuk kaybediyor ancak iris ve odunsu notalar parfümün karakterini sabitleyip tenden ayrılana kadar net olarak algılanıyor. Soğuk hissiyatından olsa gerek, gri rengi çağrıştıran, hüzünlü bir parfüm olarak görüyorum Rose Irisee’i...


Ortalara doğru pudramsı bir hissiyat algılanıyor. Ylang-ylang ve gülün de oyuna dâhil olmasıyla başlardaki sert hava oldukça yumuşuyor. Hafif hafif gelen kafası dumanlı vanilyayla da oldukça zengin bir hale geliyor Rose Irisee. Tarzını kendime yakın bulmadığım Jean-Claude Gigodot, bana göre en dengeli parfümünü tasarlamış.

Rose Irisee’in sonları odunsu notalar ve miskin alışılageldik kombinasyonuyla sıradan bir hale geliyor. Sonlarından çok hoşlanmasam da parfümün baş ve orta kısımları oldukça zengin ve ilgi çekici olduğu için,  Rose Irisee benim gözümde “olmuş” bir parfüm. En azından kimseye benzemeye çalışmadan, kendi olan bir kompozisyon!

Girişte de bahsettiğim gibi, Rose Irisee’in Serge Lutens – Iris Silver Mist tarzı bir iris kullanımı var. Maurice Roucel’in çarpıcı tasarımı kadar sert bir parfüm olmasa da, algımda iki parfüm aynı kulvarda… Bir de koku olarak fazlaca benzeşmeseler de Hermes - Eau Claire des Merveilles tarzında odunsu kokulardan hoşlananlar, Rose Irisee’i de takdir edecektir diye düşünüyorum.

Rose Irisee, günlük kullanıma uygun bir parfüm değil. Hüzünlü bir parfüm benim gözümde… Dolayısıyla ruh haline göre tercih edilecek bir kompozisyon. Au Pays de la Fleur d’Oranger’ın birçok parfümü gibi, Rose Irisee de kadın kullanımı için pazarlanıyor. Feminen yönünün ağır bastığını kabul etsem de parfümü kullandığım süre boyunca üzerimde hiç yadırgamadım. Dolayısıyla tarzı seven erkekler de zorlanmadan kullanacaklardır. Özellikle Hermes - Eau Claire des Merveilles ve Eau de Merveilles kullanan erkeklerin oldukça hoşuna gidecek bir parfüme imza atmış Au Pays de la Fleur d’Oranger.


Rose Irisee’in kalıcılığı oldukça iyiyken fark edilirliği için ortalama değerlerde seyrediyor diyebilirim. Parfümüyle ön plana çıkmak istemeyen, ne aradığını bilen biri için dört mevsim kullanılabilecek bir yapısı var.

Benzerine az rastlanır gizemli ve konforlu bir parfüm Rose Irisee. Hüzünlü ruh halinin karakteristik kokusu… Çiçeklerle desteklenmiş odunsu kokulardan hoşlananların, Rose Irisee’i denemesini öneririm. Zamanla kendini sevdirecektir...

3 Ağustos 2014 Pazar

Profumi del Forte - Prima Rugiada

“Sadelik nihai gelişmişliktir” demiş Leonardo da Vinci. Basit ve sade gibi görünenin altında yatan kurgunun ustalıkla işlenmiş, oldukça karmaşık bir düzeni ifade ettiğini belirtmiş yıllar önce usta sanatçı.

Profumi del Forte, İtalya’dan dünyaya açılan en sevdiğim parfüm evlerinden biri. Kullandıkları kaliteli içerikler ve İtalyan tarzı parfümleri modern unsurlarla yorumlamalarını her seferinde takdir ediyorum. Seriye ekledikleri son birkaç parfümde de ünlü parfümör Bertrand Duchaufour ile çalışmaları, bu işte ne kadar iddialı olduklarının somut bir göstergesi.


Prima Rugiada, Profumi del Forte’nin usta parfümör Bertrand Duchaufour tarafından tasarlanan en yeni parfümü. Yaz aylarında her iki cinsiyetin de kullanıma uygun, güvenli bir kompozisyon Prima Rugiada. Henüz ortamlarda keşfedilmemiş olması da cabası.

Prima Rugiada’nın koku piramidi, parfümörlüğe giriş dersi için örnek nota dizilimi niteliğinde… Üst notalarda biberler, turunçgiller ve yeşillikler; orta notalarda meyveler ve çiçekler; alt notalarda ise odunsular, amber ve misk yer alıyor. İşin ilginci, notalarının aksine sade ve basit ilerliyor parfüm. Tam da Leonardo’nun bahsettiği türden bir sadelik…

Turunçgillerin desteğinde nane ile açılıyor Prima Rugiada. Ferah ve etkileyici bir başlangıç yapıyor parfüm. Yeşillikler ve tatlı biberin de kendini hissettirmesiyle, ilk dakikalardan kompozisyonun ferah ve temiz bir yapıda ilerleyeceği belli oluyor.

Prima Rugiada’nın üst notaları kusursuz! Her şey doğal ve birbiriyle uyumlu… Açılıştan birkaç dakika sonra turunçgiller ve nane geri plana çekilirken biber ve yeşillikler baskın duruma geçiyor. Ne turunçgillerin ne de nanenin etkisini uzatmak için doğallıktan ödün vermemiş usta parfümör. Popüler dönem dizileri misali, başrol oyuncularına acımadan kıymış… Çok da iyi olmuş!


Ortalara doğru Akdeniz’de yetişen güzel çiçek frezya ağırlıklı olmak üzere jasemin ve sarı erik hissediliyor. Bu noktadan sonra parfüm çiçeksi, ferah bir koku olarak gelişimine devam ediyor.

Bertrand Duchaufour'un tasarladığı en güvenli parfüm olabilir Prima Rugiada. "Ünlü bir parfümör tasarlamış bunu, hadi tahmin et" deseler aklıma gelecek en son isimlerden biri Bertrand olurdu sanırım. Zira kendi imzası haline gelen tarzından eser yok… Belli ki Profumi del Forte, üstada ne istediklerini ve nasıl bir çizgide ilerlediklerini başarıyla aktarabilmiş.

Profumi del Forte; Colonia del Forte serisi, Tirrenico ve Versilia Platinum ile Akdeniz kokusu yapmayı iyi bildiğini kanıtlamış bir marka. Prima Rugiada da Akdeniz’in bütün özelliklerini yansıttıkları karma bir parfüm niteliğinde... Parfüm, sonlara doğru odunsu notalar ve miskin hissedilmesiyle nispeten sıradan bir hal alsa da açılış ve orta kısımların güzelliğini gölgede bırakamayacak bir husus olarak, o kadarı kadı kızında da olur diye düşünüyorum…


Prima Rugiada’nın kalıcılığı ferah bir yaz parfümüne göre oldukça iyi. Uzun saatler boyu kendini hissetiriyor. Fark edilirliğini de son derece başarılı bulduğum PR, kısa sürede favori yaz kokularımdan biri haline geldi... Kimseyi rahatsız etmeden her ortamda kullanılabilecek doğal bir parfüm bulmuşum. Üstelik performansı da çok iyi... Daha ne isteyeyim!

Prima Rugiada, modifiyeli bir İtalyan parfümü benim gözümde. Bertrand Duchaufour, tadımlık İtalyan tarzı tasarımı Acqua di Parma - Colonia Assoluta’da eksik kalan tüm hususları telafi etmiş en yeni Akdeniz parfümü ile... Doğal turunçgiller ve yeşilliklere, çiçeklerin eşlik ettiği şahane bir kompozisyon yaratmış.
© Gurme Kokular - Niş Parfüm Yorumları / Röportajlar / İzlenimler
Maira Gall