5 Ekim 2020 Pazartesi

Manos Gerakinis - Immortelle

 “Cacık” mı “Tzatziki” mi ya da “Musakka” mı yoksa “Moussaka” tadında tatlı atışmalar dururken, her fırsatta karşı karşıya getirilen iki komşu ülke Türkiye ve Yunanistan. Dış politikayı bir kenara bırakırsak, kültür sanat etkinlikleri ve turizmde her fırsatta dostluğu hissettiren iki ülke vatandaşlarının birbirlerini iyi anladığını düşünüyorum. Gündem, Oruç Reis bakım için mi yoksa diplomasiye fırsat tanımak için mi döndü konusuyla meşgulken, biz tatlı yiyip tatlı kokalım.

Manos Gerakinis, yeni sayılabilecek bir Yunanistan menşeili niş parfüm evi. Ailesinin kökeni İstanbul’a dayanan Gerakinis’in kendi tasarladığı koleksiyonu, benim için son yılların en güzel keşiflerinden oldu. İlk kez denediğim bir parfüm evinin ticari kaygı ile yaratılan versiyon/taklit kokular yerine özgünlüğü seçmiş olması, çölde vaha bulmak gibi hissettiriyor. Beş referansın bulunduğu güncel koleksiyonda, Quintessence ile birlikte favorim Immortelle.

 

Yoğun karanfil ve tarçınla açılıyor Immortelle. Tarçın hızla geri çekilirken parfümün karakteristiğini oluşturan yardımcı oyuncu, ölmez otu (immortelle) sahneyi devralıyor. Koyu ve sıcak başlayan Immortelle, genel beğeniye son derece hitap eden bir parfüm olduğunun sinyalini ilk dakikalardan veriyor. Manos Gerakinis, ölmez otu gibi keskin bir nota ile zorlayıcı olmayan, akıp giden bir tasarıma imza atmış.

Immortele, başrolün “ethyl maltol” olduğu dengeli bir gourmand. Ethyl maltol, parfümlere sıcak şeker veya pamuk helva hissiyatını veren, 1992 çıkışı Thierry Mugler - Angel ile adından söz ettirmeye başlayan bir bileşen. Yoğun ethyl maltol kullanımı, köşeli notalarla desteklenmezse ortaya pamuk helvadan hallice şeker bombası parfümler çıkmakta. Paçuli (örn. Thierry Mugler Angel), meyan kökü (örn. Parfumerie Generale Aomassaï) ve ölmez otu (örn. Etat Libre d'Orange - Like This) gibi tek başlarına kullanıldıklarında zorlayıcı olan bileşenler, ethyl maltol tatlılığını dengelemekte sıklıkla kullanılıyor. Like This’in açtığı yolda ilerleyen Manos Gerakinis imzalı Immortele, tatlılığı ustaca dengelenmiş bir parfüm.


Ethyl Maltol

Immortelle, ortalara doğru sütten gelen kremsi hissiyatıyla bolca sıcak şeker hissiyatı veren ethyl maltol ve ölmez otu temalı bir tasarıma dönüşüyor. Hafif hafif hissedilen sandal ağacı ve balzamik notalar bağlayıcı görevi görürken son derece lezzetli ve yormayan bir tatlının verdiği hazla parfüm görevini tamamlıyor.

Manos Gerakinis’in ölmez otu yorumu, genel beğeniye uygun yapısıyla zaman ve ortam seçmiyor. Parfümün kalıcılığı oldukça yüksek ancak fark edilirliği ortalama değerlerde seyrediyor. Yapı itibariyle daha yüksek bir performans imkan dahilinde olduğu için, “ah keşke” demekten alamıyorum kendimi.

Ölmez Otu Çiçeği

Koparılıp kurutulduktan sonra bile canlı rengini koruyup isminin hakkını veren ölmez otu, köşeli yapısıyla parfümeri için riskli bir bileşen. Ölmez otunun başrol ya da yardımcı oyuncu olduğu referans parfümlerden olan Annick Goutal - Sables, Histoires de Parfums - 1740, Jovoy - L'Art de la Guerre ve Pekji – Untitled ile birlikte ligin en üstünde yerini alan Manos Gerakinis Immortelle, komşuda pişip bize de düşen iştah açıcı bir tatlı.

29 Mayıs 2020 Cuma

Creed - Aventus

Son durumda sosyal mesafeyi ne kadar kabul ediyoruz? Parfüm, sosyal mesafenin içinden mi, yoksa dışından mı fark edilse iyi olur? Koklamadığımız parfümün vergisini verecek miyiz? Yap-işlet-devret modeli kozmetik sektöründe uygulanabilir mi? Kafam karıştı. Yeni normal ne kadar normal?

2020 yılı tarihte iz bırakarak ilerlerken niş dünyasında iz bırakan parfümden bahsetmenin zamanı geldi diye düşündüm. Karşı cins mıknatısı… hangi batch bu?... orijinal mi?... ananası bol olan mı yoksa dumanlısı mı?... split yapsak ya… kız arkadaşım boynumu koklayıp duruyor… e bu muymuş?... çok para ama değer… abi fazla piyasa oldu… babuş üçüncü şişemdeyim… açığını kullanıyorum, aynı… corona aşısı… the one and the only… Aventus! Kendi kendini satan, adı markanın önüne geçen, kullanmayanın hatta koklamayanın bile fikrinin olduğu parfüm Aventus.


Creed, uzun yıllardır niş parfüm dünyasının en bilinen markaları arasında yer alıyor. Ünü niş parfüm meraklılarını aşan ve günümüzde lüks departman mağazalarda kasa yanı statü sembolü olarak müşteri portföyünü hayli genişletmiş durumda olan marka hakkında bilgi edinmek isteyenler Creed Dosyası’nı okuyabilir. Cool Water mu yoksa Green Irish Tweed mi diye yıllarca parfüm meraklılarını ikiye bölen Olivier Creed, 2010 yılında öyle bir tasarım yaptı ki, 10 yıldır zirveyi zorlayabilen çok az ürün mevcut. Taklitler aslını yaşatır derler… Aventus şu ana kadar onlarca hatta belki de yüzlerce kez taklit edildi. Taklit etmeyen markalar bile Aventus’un açtığı yoldan ilerleyen tasarımlarla ürün gamlarını genişletti

Aventus’u tanımlamaya niyetim yok. Zira yerli ve yabancı ortamlarda sayısız yorum mevcut. Üstüne parfüm meraklısı olup da Aventus’u denememiş birine denk gelme olasılığı uzun dönemli dövizin düşme olasılığına denk iken koku profilini tarif etmeye gerek yok diye düşünüyorum. Peki, neden Aventus yazısı yazdım? Cevabı sorunun ta kendisi: Neden Aventus? 

  fotoğraf: instagram.com/gurmekokular (Profilden GIT fotoğrafu bulabildim, çaktırmayın)

Harvey Nichols’ın ülkedeki tek niş parfüm satan nokta olduğu dönemde sevkiyatın ulaştığı gün Aventus’u satın alıp, ödemeyi yaptıktan sonra parfümü denediğimi hatırlarım. Birkaç ayda hakkında destan yazılan parfümü edinmemek mümkün müydü? Yeterince sevmesem bile güvenli parfüm kullanmak istediğim zamanlarda düşünmeden elimin gideceğini biliyordum. Yanılmadım da… Creed’in standart spreylere oranla ortalama 3 kat fazla sıvı püskürten şişelerinin de etkisiyle, koleksiyondaki parfüm sayısına rağmen birkaç yıl içinde 3. şişe görünmüştü bile. Bana özgü bir durum değil bu. Bugün basit bir anket yapılsa, muhtemelen niş parfüm meraklıları arasında en fazla şişesine sahip olunan parfüm Aventus çıkacaktır.

Birçok ortamda, farklı tarz kıyafetlerle Aventus kullandım. Saatler sonra kokusunu algılayamadığım zaman aldığım iltifatlarla günüm güzelleşti. Hiçbir zaman sahip olduğum parfümler arasında en özeli olmadı ama en güvenlilerden biri oldu. Farklı Aventus "batch"leri (parfüm sektöründe farklı zamanlarda üretilen yığınları ifade ediyor) denedim ve kullandım. Evet, bazıları açılışta farklılığını hissettiriyordu ancak yarım saat sonra hiçbirinin ayırt edilebilecek kadar farklı olmadığını düşündüm. Birkaç yıldır piyasada olan Aventus’ların performansı konusunda eleştiriler yazılıyor. Uzun süredir yeni şişe almadığım için yorum yapamayacağım. Zira açılış farklılıklarından ötürü ayaküstü denemeyle yapılacak yorum değil.


Neden bu kadar çok satıyor bu Aventus? İstatistikteki normal dağılım eğrisi ile açıklayayım. Tabi Para-Çokomel eğrisi olarak düşünene de saygı duyarım. Grafiğin X ekseni toplumdaki kişi sayısını, Y ekseni de beğeni düzeyini ifade etsin. Aventus’un çizeceği; sola çarpık ve basıklığı son derece az, sivri bir normal dağılım eğrisi. Toplumun büyük çoğunluğunun beğenisini toplayan, kayıtsız kalan ve beğenmeyenlerin azınlıkta olduğu bir dağılımdan bahsediyorum. Yani riski dengeli, getirisi göreceli olarak fazla bir portföy. Aynı segmentteki rakiplerine kıyasa daha pahalı ama sorunsuz bir alman arabası. Takım elbise ile veya deniz şortuyla rahatlıkla kullanılabilen bir Rolex Submariner. “Ping” sesi ile dikkati üzerine toplayan bir Dupont çakmak…


İster beğeni, ister merak, istersek sürü etkisi diyelim, niş parfüme meraklı kesimin çok büyük bir çoğunluğu Aventus’u satın aldı. Satın alanların bir kısmı “o kadar övülen bu muymuş?” diye düşünüp elden çıkardı, sonra tekrar satın aldı. Bir kısmı Aventus ile aynı yoldan ilerleyen diğer parfümleri keşfedince Aventus’tan uzaklaştı. Bir kısmı da yeni "batch"ler eskisi kadar performanslı değil dedi ve küstü. Bir kısmı için de kullanım sıklığından bağımsız, koleksiyonun demirbaşı niteliğinde Aventus. Ben son bölümdeyim, çünkü her ortamda güvenle kullanılacak, çok sevilmese bile kimsenin burun kıvırmayacağı parfümlere her daim kontenjanım var. Belli ortamlarda sürekli kokusunu almaktan sıkılsam da Aventus'u güvenli limanım olarak görüyorum. Üstüne üstlük bu hobinin 10 yıl önceki, parfüm evlerinin sanat için sanat yaptığı, temiz dönemlerini hatırlatıyor bana. Hem de hiçbir bilinçsel süzgeçten geçmeden…



24 Şubat 2020 Pazartesi

Anatoline - Yeni Bir Türk Niş Parfüm Markası

Raymond Vernon tarafından ortaya atılan Ürün Yaşam Eğrisi Teorisi’ne göre “yenilik” olarak ortaya çıkan ürünlerin üretiminde kullanılan parçalar, teknoloji ve yarı mamuller yeniliğin ortaya çıktığı gelişmiş ülkelerden gelmektedir. Ürünün yaşam döngüsünün ilk aşamasında teknolojiyi veya yeniliği geliştiren firma, üretimi kendi ülkesinde sürdürmektedir. İkinci aşamaya geçildiğinde diğer gelişmiş ülkelerin gelir seviyesi ve ürün farkındalığı artmakta ve ürün diğer gelişmiş ülkelerde daha fazla talep görmeye başlamaktadır. Bu durumda söz konusu ülkelerdeki girişimciler ürünü üretmek için yerel üretim tesisleri kurma konusunda adım atmaktadırlar. Üçüncü aşamada yerel üreticiler daha güçlü ve tecrübeli hale gelmelerinin yanı sıra yeniliğin ortaya çıktığı ülkedeki üreticiler gibi ölçek ekonomisinden faydalanarak maliyetlerini düşürme fırsatı elde etmektedirler. Bu durumun sonucunda, yerel üreticiler hem yerel pazarda hem de diğer pazarlarda yeniliğin ortaya çıktığı ülke veya ülkelerdeki üreticiler ile yoğun bir rekabet içerisine girmektedir. Döngünün son aşamasında ise, önceden tüketici konumundaki, nispeten ucuz işgücüne sahip diğer ülkelerdeki üreticiler kendi pazarları ve ürünü ihraç ettikleri pazarlar için seri üretime geçmektedirler. Daha ucuz iş gücü ve yeni üretim tesislerini açma imkânı yerel üreticilere ürünü, yeniliğin ortaya çıktığı ülkelerin üreticilerinden daha az maliyetle üretme olanağı sağlamaktadır.


Ürün Yaşam Eğrisi Teorisi ve parfüm endüstrisi arasındaki bağı kurmak zor olmasa gerek. Günümüzde parfüm endüstrisinde kullanılan içeriklerin hatırı sayılır bir bölümü ülkemizde üretilip dünyaya ihraç edilmekte. Buna rağmen bireysel tüketiciler tarafında bilinirliği yüksek yerli parfüm markamız bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az. Bu durumun nedenlerini tartışmak ayrı bir yazının konusu olsun, potansiyeli oldukça yüksek, çiçeği burnunda bir yerli niş parfüm markası tanıtayım.

Anatoline, markanın kendi ifadesiyle; “Anadolu’nun köklerine bağlı kalıp, onu modern dokunuşlarla yeniden yorumlamak amacıyla Halil Özer tarafından kurulmuş bir parfüm evi”. Yazarlık okuyan ve yönetmenlik yapan Halil Özer, kokuyla Anadolu’yu anlatma istediğinden yola çıkan bir parfüm meraklısı. Altı parfümden oluşan “The Antique” koleksiyonu, isimlerini Anadolu Uygarlıklarından alan, yüksek kalitede içeriklere sahip nispeten risksiz parfümlerden oluşuyor. Anatoline, birçok yeni markanın aksine başarı yakalayan parfümlerin benzerlerini yapmak yerine özgün bir koleksiyon oluşturmuş durumda. The Antique, karakteristik olarak transparan ve naif bir koleksiyon.

Tasarımlar, yıllardır sektörün içinde yer alan Hüseyin Erdoğmuş ve Grasse Institute of Perfumery çıkışlı Mehmet Çelik imzası taşımakta. Anatoline henüz satışta olmadığı için parfümleri deneyerek satın almak mümkün değil. Bu nedenle markaya “deneme seti” üretmeleri konusunda yapılacak ısrarların cevapsız kalmayacağını umut ediyorum ;) Her biri Eau de Parfum konsantrasyonunda başarıyla harmanlanmış koleksiyonda yer alan parfümler şöyle;

 fotoğraf: instagram.com/gurmekokular
Hattusha: Tropikal başlangıca sahip temiz bir misk ve yasemin parfümü. Narciso Rodriguez ekolünde, soğuk ama bir o kadar çekici bir parfüm. Hattusha, kullandıkça kendini sevdiren, zaman ve ortam seçmeyen bir kompozisyon. Nispeten düz bir yapıda ilerleyen parfüm, feminen tarafa yakın, serinin en güvenli iki tasarımından biri.


Urartu: Olabildiğine derin olibanum, kişniş ve safran… Pazarda benzerleri olsa da dengeli ve kaliteli harmanıyla bende ayrı bir yer edindi Urartu. İlk birkaç saniyede çarpan, uzun süreli birliktelikte üzmeyecek şahane bir kış parfümü. Tatlı biber, muskat ve vanilya ile gülümseten, serinin performansı en yüksek tasarımı! Muhtemelen favorilerden biri olacaktır.

Babylon: Kafası karışık müge… Reçinemsi yapısıyla yardımcı oyuncuların sürekli değiştiği, fazlasıyla zorlayan bir tasarım. Gül ayrı savaş veriyor, odunsular ayrı… Piyasadaki müge parfümleri bir elin parmaklarını geçmezken böylesine komplike bir müge yorumu yapmak cesaret ister, o da ayrı hadise.


Ionia: Yemyeşil İtalyan ekolü, güvenli liman bir turunçgil parfümü. Ionia; bolca petit grain, portakal çiçeği ve aromatik bitkilerle bezeli şahane bir yazlık. Performans haliyle düşük ama her tazeleme mutluluk garantili! İtalyan markalar köklerine ihanet ederken Ionia gibi gerçek bir centilmen, trendleri umursamadan “basit olan güzeldir” felsefesini yansıtıyor.

Mesopotamia: Ticari varlık göstermeyi hedefleyen her markanın olmazsa olmazı gül ve oud. “Yine mi gül ve oud parfümü…” dedirten noktada hammadde kalitesi ile rakipleri arasında sıyrılırken, henüz bir gül-oud parfümü sahibi olmayanlar arasında şansı yüksek. Mesopotamia’nın tıpkı ismi gibi orta kısımları oldukça zengin ilerliyor. Karmaşık içeriğe rağmen dengeli ve naif bir yorum olan Mesopotamia, övgüyü hak ediyor.


Voyage (Sumerian): Menekşe, müge ve safran destekli tütün parfümü kulağa nasıl geliyor? Tobacco Vanille sonrası nadir rastlanan özgün tütün yorumlarından biri Sumerian. Transparan yapısıyla sıcak yaz günleri hariç her mevsim ve ortama cinsiyet gözetmeden uyum sağlayan, kullandıkça sevdiren bir tasarım. Karmaşıklığın sadeliğe dönüştüğü, hikayeler anlatan bir parfüm Sumerian. Puro tütünü parfümü sevenler es geçmemeli!

Yüksek kaliteli içeriklerle güzel bir başlangıç yapan Anatoline, eskinin Unkapanı piyasasına dönen niş parfüm pazarında biraz daha riskli hamlelerle uluslararası platformda başarı yakalayabileceğine inandığım bir marka. Yurt içinde ise belki de herkesten önce Gurme Kokular okuyucuları Anatoline parfümlerini edinme imkânı bulur ;) Instagram ve Facebook sayfalarını takipte kalın… 

23 Eylül 2019 Pazartesi

Burberry - Amber Heath

Kırmızı, kahve, siyah ve beyaz tonlarındaki ekoseli kumaş deseni, ilk kez kullanıldığı 1920’li yıllardan beri İngiliz kökenli giyim markası Burberry’nin imzası olarak tanınıyor. Gabardin kumaş ve trençkot ile döneminin ötesinde işlere imza atan moda evi, günümüzde lüks giyim ve parfüm pazarlarının en önemli aktörlerinden biri konumunda. Burberry’nin imzası olarak tescillenen ekose desen, yıllardır en çok taklit edilen ve benzeri yapılan kumaş olunca, işletme gelirinin hatırı sayılır bir kısmı da marka ihlali için yaklaşık 8 milyon dolar talep edilen tazminat davalarından geliyor. Peki bu kadar taklit edilen Burberry, hiç taklit etti mi? Parfüm dünyası için konuşursak henüz değil. Yani kısmen…


Burberry, 90’lı yıllardan bugüne parfüm pazarının en büyük oyuncuları arasında yer alıyor. Ana Akım Parfüm Raporları’nda sıkça bahsettiğim marka, 2017’de tanıttığı Bespoke koleksiyonu ile niş parfüm pazarına da girmiş durumda. Burberry'nin başparfümörlüğünü yapan Francis Kurkdjian, Bespoke Koleksiyonu’nun da arkasındaki isim. Koleksiyonda yer alan parfümler, birden fazla konsantrasyonda bulunabiliyor. Böylece ısmarlama anlamına gelen “Bespoke” koleksiyonunda yer alan ürünler, kişiye özel olmasa da kişiye özel sayılabilecek konsantrasyonlarda satın alınabiliyor. Francis Kurkdjian durumu şöyle anlatmış; ‘Her bir kokunun konsantrasyonu, müşterilere mümkün olan en iyi karışımı sunmak için özenle seçilmiştir.  Bu da aynı kokuyla hikayenin farklı versiyonlarını anlatmamızı sağlamıştır.’ Amber Heath, Antique Oak ile birlikte Bespoke koleksiyonunda en çok dikkatimi çeken kompozisyon.

Giriş kısmına dönecek olursak, yazının konusu olan Amber Heath kopya ya da esinlenme değil. Francis Kurkdjian’ın başarı yakaladığı bir formül üzerinde değişikliğe giderek yaratılan bir başka başarılı kompozisyon. Maison Francis Kurkdjian - Grand Soir Bespoke Creation for Burbbery diyelim ;)


 fotoğraf: instagram.com/gurmekokular

Amber Heath, aselbent reçinesi ve tolu ile balzamik bir açılış yapıyor. Yoğun açılışın ardından amber ve yine balzamik notaların köşelerini yumuşattığı paçuli, parfümün karakterini oluşturuyor. Parfümün ilk birkaç dakikası vurulmak için yeterli. Sitede bu ifadeyi kaç kez kullandım bilmiyorum ama yine ustalığını konuşturmuş Francis. Amber Heath, London’dan beri beni en çok etkileyen Burberry parfümü!

Sıcak açılış sonrası paçuli nispeten geri çekilirken vanilya ve tonka fasülyesi, Amber Heath’e kadifemsi bir hissiyat veriyor. Bu iki notanın birlikteliği korkutmasın, zira parfümün tatlılığı tam da olması gerektiği gibi. Ortalardan sonra pek değişim göstermeyen Amber Heath, hafifçe hissedilen vanilya, amber ve paçuli kombinasyonuyla tenden ayrılıyor.

Tescilli Burberry Deseni

Gelelim parfümün selefi Grand Soir ile Amber Heath ilişkisine. Çok sevdiğim Grand Soir, bazı kullanıcılara göre hem vanilya hem de tonka fasulyesinin etkisi ile fazla tatlı gelirken Amber Heath, rafine bir dokunuşla dengeyi her daim hissettiriyor. Ancak Amber Heath de tıpkı Grand Soir gibi tekdüze yapıda ilerleyen bir kompozisyon. İki parfüm her ne kadar zaman zaman birbirlerini andırsalar da amber sevenler için her ikisi de koleksiyonda kendine yer bulabilecek kadar özellikli tasarımlar.

Her iki cinsiyetin kullanımı için uygun olan Amber Heath'in %10’luk konsantrasyon için konuşursam, parfümün fark edilirlik ve kalıcılık değerleri oldukça yüksek. Konsantrasyon konusunda bilinenin aksine her zaman ne kadar çok o kadar iyi hadisesi geçerli olmamakla birlikte %30 ve %49.5’luk konsantrasyonlarını da ciddi merak ediyorum.


Grand Soir yazımda “Kadifemsi amber ve vanilya ile kapanış yapan Grand Soir, amber tabanlı sıcak parfüm tayfanın en tepesine oynayacak kadar güçlü bir oyuncu.  Serge Lutens - Ambre Sultan, Tom Ford - Amber Absolute,  Histoires de Parfums- Ambre 114 ve Annick Goutal - Ambre Fétiche gibi referans amberlere rakip olacak kadar nitelikli bir parfüm.” İfadesini kullanmıştım. Amber Heath de referans amber liginde, selefine benzeyen ancak dahiyane paçuli kullanımı ile farklılaşan, şahane bir tasarım.
© Gurme Kokular - Niş Parfüm Yorumları / Röportajlar / İzlenimler
Maira Gall