5 Ocak 2022 Çarşamba

Izz - Mystic Oud

“Insider trading – içeriden öğrenenlerin ticareti”, kritik önemi olan ekonomik terimlerin başında geliyor.  İçerden sızan haberlere dayalı yapılan işlemlerle, şirketlerin mali durumu hakkındaki bilgileri diğer yatırımcılar öğrenmeden önce elde ederek rekabete ve dürüstlüğe aykırı hisse senedi alışverişinde bulunmak anlamına gelen içeriden öğrenenlerin ticareti, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nda yatırım araçlarının tamamını kapsayan ve suç mahiyeti taşıyan bir fiildir.

Basit bir yatırım kararı vermek bile oldukça zor, değil mi? Risk ve getiri hesapları, doğru zaman, doğru sektör derken değişkenler işin içinden çıkılmaz bir hal alabilmekte. 20 Aralık tarihinin dövize dayalı işlemler açısından nasıl bir zaman olduğu düşüncesinden bir anlık sıyrılalım. 2021 yılı, doğru ürün ve fiyatlama kararları verildiğinde parfüm sektörü için altın yatırım yılı idi.

Izz, çiçeği burnunda yeni bir Türk niş parfüm markası. Risk almadan, kaliteli içerikler kullanarak denenmiş ve doğru tarzlar üzerinden ilerlemeyi seçen markanın ilk koleksiyonunda, extrait konsantrasyonuna sahip 8 parfüm bulunuyor. Özellikle artan döviz kuruyla birlikte ithal parfümlere ulaşmak her geçen gün zorlaşırken popüler tarzları kaliteli içerik ve nispeten uygun fiyatlarla yeniden yorumlayan markaların şanslarının çoğaldığını düşünüyorum. Koleksiyonda kendime en yakın bulduğum parfüm ise Mystic Oud.

Mystic Oud, kırmızı meyveler ve safranla açılıyor. Zengin açılışın hemen ardından parfümün temelini oluşturan gül ve oud kendilerini hissettirmeye başlıyor.

Pazar, gül ve oud kombinasyonlarına doymuşken koleksiyonlarda yer bulabilecek yeni bir parfüm tasarlama fikri oldukça riskli. Neyse ki Mystic Oud, kalite hissiyatı ve uyumlu faz geçişleriyle oldukça doğru tasarlanmış bir yapıda.


Ortalara doğru amber desteğinde naif bir gül ve oud yorumuna dönüşen Mystic Oud, reçinemsi hissiyat ve birch’ten gelen dumanlı havasıyla  “yine mi gül ve oud!” diye düşündürmekten uzaklaştırıyor. Sonlarda ise parfüm, kararında bir tatlılıkla kurutulmuş gül tadında tenden ayrılıyor.

Mystic Oud, yapı olarak Louis Vuitton Ombre Nomade’ı andırıyor. Aradaki en önemli fark ise Ombre Nomade’da çok daha sert ve keskin bir oud kullanılmış olması. Soğuk havalarla iyi anlaşan kompozisyon, yüksek kalıcılık ve fark edilirlik değerleri ile tarzının gereğini yerine getiriyor. Dior Oud Ispahan, Guerlain Santal Royal ve Maison Francis Kurkdjian Oud Satin Mood’u beğenen parfüm severlerin dikkatini çekeceğini düşündüğüm Mystic Oud, doğu ve batı elementlerini başarıyla harmanlayan bir tasarım.

Izz, muhtemelen yatırım zamanıyla ilgili olarak ilk seriyle özgünlük yerine güvenli oynamayı tercih eden bir marka. Koleksiyonda yer alan Mystic Oud ise doyuma ulaşmış bir pazarda kendine yer bulabilecek kalitede ustalıkla tasarlanmış, her iki cinsiyetin kullanımına uygun bir parfüm.

20 Aralık 2021 Pazartesi

Klasik Parfümler - Bölüm 3

1980 – 1990 Yılları

1980 ve 1990’lı yıllar, Türkiye’de parfüm kullanımının ve satış noktalarının yaygınlaşmasıyla toplumsal koku hafızasının da şekillendiği dönem olarak kabul edilebilir. Doğal hammaddelerin yerini alan aromakimyasallar ve geleneksel parfüm tasarımı dışında gelişen yenilikçi tasarım yaklaşımı, yıllarca hüküm süren klasik Fransız ekolünü tahtından indirirken satış odaklı ürün tasarımı yerini, değer yaratmayı hedefleyen müşteri odaklı ürün tasarımına bırakıyor.  

1980 döneminin başlarında 1970’li yılların powerhouse ekolü devam ederken tasarımlarda meşe yosunu ve bolca deri kullanılmakta. Bununla birlikte, birbiriyle çelişen ya da tamamen zıt iki bileşenin bir arada kullanılması anlamına gelen oksimoron kavramının parfüm endüstrisinde anlam kazanmaya başladığını görmekteyiz. Pierre Bourdon, Jacques Polge ve Jean-Louis Sieuzac gibi isimler yenilikçi bakış açılarıyla modern parfümeriye ışık tutarken pazarlama departmanları arasındaki rekabet iyiden iyiye kızışmakta.

1990’larda fujer ve şipre gibi klasik tarzlar bir anda demode sayılmaya başlarken markalar ağız birliği etmişçesine yenilikçi tasarımlara yöneliyor. Şişe tasarımları farklılık gösterirken pazar bölümlendirme ve var olan ürünlerle yeni pazarlara nüfus etme stratejileri iyiden iyiye kendini hissettirmekte. 1980’lerde erkek kullanımı için pazarlanan parfümlerde tatlı notalar en fazla hayvansı hissiyatı dengelemek için kullanılırken, 90'lı yıllarda tatlı yapıdaki parfümler öne çıkmaya başlıyor. Dönemi şekillendiren önemli isimler ise Pierre Bourdon, Alberto Morillas, Annick Menardo, Jacques Cavallier, Olivier Cresp, Maurice Roucel ve Olivia Giacobetti.

 

Jean Patou Patou Pour Homme (1980) – Zengin harmanı ve kaliteli hammadde kullanımı ile klasik maskülen tanımını hak eden bir parfüm Patou Pour Homme. Bu kadar yaygara koparmaya ve ufak çaplı bir koleksiyon parası ödemeye değer mi derseniz, hayır… Uzun zaman peşinde koştuktan sonra parfümü ilk denediğim zamanı hatırlıyorum da, ilk söylediğim “bu muymuş?!” olmuştu. Kesinlikle güzel bir aromatik odunsu ancak aynı zamanda bana göre klasiklerden en abartılanı Patou Pour Homme.

 

Yves Saint Laurent Kouros (1981) – Ünlü parfümör Pierre Bourdon’un bilinen ilk parfümü Yves Saint Laurent için tasarladığı Kouros. Temiz çocuk görünümlü beyaz şişeden çıkan hayvansı başyapıt! İlk çalışmanda nasıl böyle bir şey yaparsın yahu? Civet ve bal… 90’lar popundaki synthesizer – flüt uyumu gibi bir şey bu. Kirli notaların arasından hafif hafif bal vururken fonda Hakan Peker - Ateşini Yolla çalıyor. Ah ah metalci adamın da dengesini bozdu bu Kouros. Maalesef güncel formulasyonda eski versiyonun kirliliği ve çekiciliği yok denecek kadar az.


Cartier Must de Cartier (1981) – Opium’un açtığı yolda karanlık bir amber yorumu olan Must de Cartier, dönemin kadın figürünü tasvir eden, zamanının ötesinde tasarımlardan. Kompleks yapısıyla büyüleyen sofistike tasarım, günlük kullanım için halen en uygun olarak nitelendirdiğim amber yorumları arasında yer almakta.

 

Chanel Anteaus (1981) – Meşe yosunu, adaçayı ve yoğun hayvansılarla gençlik dönemimin kabusu Jacques Polge imzalı Anteaus. Kokusunu kimde duysam uzaklaştığım, yıllar sonra takdir etsem de bir türlü yıldızımızın barışmadığı döneminin en popülerlerinden. İsmi gibi yarı tanrı edasında yargı dağıtırdı...


Pascal Morabito Or Black (1981) – Bol karabiberli, balzamik notalar öncülüğünde yenilikçi bir deri parfümü Or Black. 80’li yılların jilet beyefendi tarzıyla uzaktan yakından alakası olmayan parfüm, James Cameron’a Terminator serisine ilham verecek kadar özgün. Arnold neden deri ceket giyiyor sanıyordunuz?


Chanel Coco (1984) – Karanfil ve gülle desteklenen amber ile kadın için pazarlanan parfümlerin ipeksi dokunuşlarından biri olan Jacques Polge tasarımı Coco, kremsi yapısı ve zengin harmanı ile halen birçok hanımefendinin imza parfümü olma niteliği taşıyor.

 

Armani Eau Pour Homme (1984) – Beyefendiliğe giriş dersi niteliğinde odunsu destekli aromatik bir narenciye yorumu Armani Eau Pour Homme. Parfümle birlikte endüstride Sicilya mandalinası, Kaliforniya yeşil limonu gibi kavramlar dillendirilmeye başlanılıyor. Görünen o ki Giorgio Armani’nin pazarlama departmanı 80’lerden bugüne sıkı çalışmakta.

 

Dior Poison (1985) – Meyveli oryantal tazın öncülerinden, bir dönemi başlatan parfüm. İsim seçiminden şişe tasarımına kadar parfüm dünyasının koyu ve gizemli mihenk taşlarından olan Poison, halen en lezzetli sümbülteber temalarından biri olarak nitelendirilebilir. Zehir isminde bir parfümü kim merak etmezdi ki?


Guerlain Derby (1985) – Meşe yosunu ve deri ağırlıklı ağır abi fujerlerden biri Derby. Bir dönem yalnızca Paris mağazasında satılan ve markanın pazarlama hatalarının kurbanı bir başyapıt. Denediğim her versiyonu ile etkileyen parfümün halen hak ettiği değeri görmediğini düşünmekteyim.

 

Calvin Klein Obsession (1985) – Baharatlı amber tarzının önemli örneklerinden olan Obsession, Must de Cartier benzerliğine rağmen Calvin Klein’ın pazarlama departmanı sayesinde çok daha büyük ticari başarı yakalamış bir parfüm. Ne yazık ki günümüzde bulunabilen versiyon eskisine göre oldukça değişmiş durumda.

 

Creed Green Irish Tweed (1985) – 1985 yapımı bir parfüm neredeyse hiçbir değişikliğe uğramadan halen en çok satanlar listesinde kendine yer bulabiliyorsa tüm eleştirilere rağmen kült kategorisindedir! Menekşe ve yeşil notalarla bezeli, çiçeksi ve odunsu bir tasarım olan Green Irish Tweed, her kullandığımda mutlu eden zamansız bir tasarım. Evet, Cool Water’a çok benziyor çünkü Creed her ne kadar resmi olarak açıklamasa da parfüm Pierre Bourdon imzası taşımakta. Peki, aradaki fiyat farklı ya da benzerlik bizler için önemli mi? Net bir şekilde hayır!

 

Hermes Bel Ami (1986) –  Bel Ami, sofistike deri ve zengin şipre tarzının en özel örnekleri arasında yer alıyor.  Jean-Louis Sieuzac imzalı tasarım, deri parfümlerini sevenlerin mutlaka denemesi gereken bir başyapıt. Parfümün eski versiyonunun derinliğini hissetmek için Roja Dove'un Bel Ami'den esinlenerek tasarladığı Predistance M'i denemek yerinde olacaktır.

 

Creed Bois du Portugal (1987) – Bol bergamot ve keskin lavanta ile tam bir vintage edasında başlayan lavanta ve sandal ağacı tasarımı olan Bois du Portugal, günümüzde fazlaca “dede parfümü” eleştirisine maruz kalsa da hiçbir zaman eskimeyecek bir janrın en önemli temsilcilerinden biri konumunda.

 

Cacharel Lou Lou (1988) – 1980’li yıllarda tütsü temalı bir parfüm yapmak oldukça cesur ve vizyoner bir hareket. Vanilya ve balzamik notalarla destekli bir oryantal olan Lou Lou, uygun fiyatı ve ulaşılabilirliği ile Z kuşağına anlam veremeyen jenerasyonun gençlik yılları favorisi.


Davidoff Cool Water (1988) – Calone ismi verilen deniz hissiyatını veren bileşen ile aquatic/sucul janrının başlangıcı olan Cool Water, Kouros ile birlikte Pierre Bourdon ismini endüstriye altın harflerle kazıyan parfümlerin ikincisi. 1990’lı ve 2000’li yıllarda ergenlik döneminde olan hanımefendilerin hem erkek arkadaşlarının hem de babalarının ortak favorisi olan Cool Water, ne yazık ki günümüzde kasa arkası indirim parfümü muamelesi görmekte.

 

Davidoff Zino (1988) - Zino, Michael Almairac imzalı fujer gibi görünüp derin bir odunsuya dönen başyapıt. Zaman zaman kendini hissettiren çiçeklerle usta parfümör, neredeyse tüm koku ailelerine selam göndermekte. Ne yazık ki 1980’li yıllarda çıkan birçok parfüm gibi günümüze kadar defalarca reformulasyona uğrayan Zino’nun piyasadaki son sürümleri, eski versiyonun gücünü ve derinliğini yansıtamamakta.

 

Dior Fahrenheit (1988) – Zengin harmanı ile bir döneme damgasını vuran, petrol hissiyatlı menekşe ve deri yorumu Fahrenheit, endüstriye yön veren maskülenlerden biri konumunda. Jean-Louis Sieuzac ve Michael Almairac’ın güçlerini birleştirerek tasarladıkları parfüm, dönemin hızlı delikanlılarının favorisi olmasının yanı sıra, zengin içeriği ile halen parfümörlere ilham kaynağı olan bir tasarım.


Yves Saint Laurent Jazz (1988) – Keskin lavantaya aromatik bitkilerin eşlik ettiği Jazz, “barbershop” olarak anılan janrın rol modelleri arasında yer alıyor. Tasarlandığı dönem itibariyle dahi demode olarak nitelendirilen parfüm, günümüze kadar yalnızca belli bir kesime hitap eden klasikler arasında kendine yer edinebildi.

 

Gucci Nobile (1988) – Gucci Nobile, karakteristik bir aromatik fujer. Her ne kadar kalite hissiyatı çok yüksek bir parfüm olsa da Nobile, Gucci’nin trendleri yakalama konusunda rakiplerinin birkaç adım geride olduğunu gösteriyordu. Faizin sebep, enflasyonun sonuç olduğunu savunan moda evi için 1980’lı yıllarda işler iyi gitmemekteydi.

 

Guerlain Samsara (1989) – Yuva yıkan, aile kurduran, doğru duranı kudurtan çekici kadın… Samsara’nın eski versiyonu aklıma geldikçe Ayhan Sicimoğlu’na bağlıyorum. Mysore sandalwood ile tanıştıran, ylang ylang vanilya uyumuna hayran bırakan zengin parfüm! Samsara, Jean-Paul Guerlain’in ustalığının tescillendiği, bağımlılık yaratan bir kompozisyon.


Parfums de Nicolaï New York (1989) – Ismarlama takımı ve patina almış brogue desenli ayakkabısı ile Londra sokaklarında yürüyen bir beyefendi düşünün.  New York, “gelmiş geçmiş en … maskülen” konularının en güçlü adayı olmaya yıllar sonra dahi devam ediyor. Patricia de Nicolai imzalı lavantalı narenciye tasarımı, Creed Bois du Portugal ile birlikte 1980’li yılların en etkileyici beyefendileri arasında.

 

Chanel Égoïste (1990) – Égoïste; tarçın, gül ve sandalağacı ekseninde, hayvansı hissiyatıyla erkeksi gül akımının başlangıcı niteliğinde. Ernest Beaux’un başyapıtlarından biri olan Bois des Îles’in adeta gül eklenmiş ve aldehiti azaltılmış verisyonu olan Jacques Polge’un dahiyane tasarımı, yıllara direnen yenilikçi bir oryantal.

 

Mario Valentino Ocean Rain (1990) – Ocean Rain, ustaların ustası Edmond Roudnitska’nın tasarladığı bilinen son parfüm (Le Parfum de Therese formulasyonundan eski olduğu söylenir). Meşe yosunu, gül ve sucul notalarla alışılageldik tarzların çok dışında, zengin ve dahiyane harmanla bir araya getirildiği kompozisyon, maalesef markanın gölgede kalmasıyla keşfedilmemiş bir hazine olarak endüstrinin tozlu raflarında kendini unutturmakta.

 

Dior Dune (1991) – 80’ler ve 90’lar döneminin en yenilikçi tasarımlarına imza atan Jean-Louis Sieuzac’ın bir diğer dev isim Dominique Ropion ve Nejla Barbir ile tasarladığı bir odunsu amber yorumu Dior Dune. Kremsi sandal ağacı yapısıyla dönemin özelliklerini yansıtan, konforlu ve günlük kullanıma uygun, zaman zaman hissedilen kuru otlar ve çiçeksi notalarla bezeli zamansız harman.

 

Thierry Mugler Angel (1992) – Olivier Cresp imzalı Angel, parfüm endüstrisinin yönünü kavşak noktaları arasında yer alıyor. Angel’a kadar vanilya, kakao ve tütün gibi notalar, destekleyici olarak parfüm içeriklerinde yer alsalar da hiçbir zaman “yenebilir” bir maddeyi çağrıştıracak kadar baskın hissedilmiyorlardı. Parfümün içeriğinde sıcak şeker (pamuk helva da denebilir) kokusu replikası olan “ethyl maltol”un oldukça yoğun kullanımıyla geleneksel parfüm anlayışının dışında bir kompozisyona dönüşen Angel, tatlılığını dengeleyen yoğun paçuli kullanımı ile “gourmand” koku ailesinin başlangıcı olmasının yanı sıra endüstrinin gördüğü en cesur tasarımlardan biri.


Shiseido Féminité Du Bois (1992) - Christopher Sheldrake ve Pierre Bourdon imzalı derin ve katmanlı meyveli oryantal yorumu Féminité Du Bois, Poison’un açtığı yolda ilerleyen en karakteristik tasarımlardan biri. Bol baharatlı bir erik kokusu kulağa hoş geliyorsa şans veremeye kesinlikle değer.

 

Guerlain Héritage (1992) – Héritage, usta parfümör Jean-Paul Guerlain’in altın çağında tasarladığı modern Habit Rouge kafasında odunsu aromatik bir kompozisyon. Neredeyse spreyden çıkan her damlanın farklı koktuğu, oldukça zengin tasarım, görücüye çıktığı dönem itibariyle fazlaca eski kafa bulunduğundan hiçbir zaman büyük bir ticari başarı kazanamadı.

 

Givenchy Insensé (1993) – Insensé, yenilikçi bir aldehitli frenk üzümü tasarımı. Döneminin “seçkin zevk” arayan aromatik parfümü, sev ya da nefret et tasarımlar arasında yer almakta.


Chanel Égoïste Platinum (1993) – Selefinin başarısının ardından “flanker” terimini endüstriye kazandıran Égoïste Platinum, metalik hissiyatlı lavanta ve sardunya parfümü. Sucul veya narinceye temalı olmadan ferah kokabilen nadir parfümlerden olan Jacques Polge tasarımı, Chanel’in tasarımın yanı sıra pazarlamada da ne derece güçlü olduğunun kanıtı idi.

 

Jean Paul Gaultier Classique (1993) – Kadın vücudu şeklindeki şişe tasarımı ile kokudan önce görsellikle vuran JPG Classique, Jacques Cavallier imzalı zamansız bir vanilyalı portakal çiçeği parfümü. Zengin harmanı ve yüksek performansıyla her dönem kendine yer edinebilen Classique, adına en çok flanker tasarlanan parfümlerden biri olma özelliği de taşıyor.


Emanuel Ungaro Pour L'Homme III (1993) – Dönemin bütçe dostu maskülen gül yorumu Ungaro Pour L'Homme III, içki temalı notaların kendini göstermeye başladığı parfümlerin ilk örnekleri arasında yer almakta.

 

Issey Miyake L'Eau d'Issey Pour Homme (1994) – Bir nesli büyüten; aşklarına, heyecanlarına ve hayal kırıklıklarına tanıklık eden parfüm L'Eau d'Issey Pour Homme. Ne yazayım ki hakkında? Jacques Cavallier imzalı aromatik narenciye görünümlü, aslında içeriğindeki bol calone ile sucula yakınsayan tasarım desem şu an 30’lu yaşlarda olanlar için hiçbir şey ifade etmez. Dönemin chick magneti diyeyim. Dosta gider, muayyer…

 

Serge Lutens Iris Silver Mist (1994) – Maurice Roucel imzalı soğuk ve kuru hissiyatıyla referans iris parfümü. Kök sebze de dendi Iris Silver Mist için, havuç suyu da. Ben başyapıt diyorum.

 

Calvin Klein CK One (1994) – Modern pazarlamanın parfüm endüstrisine uyarlanmış belki de en başarılı örneği Alberto Morillas ve Harry Fremont imzalı CK One. Var olan ürünün dağıtım noktalarını genişletip müzik mağazalarında bile satılmasını sağlayan ve yıllar sonra parfümde uniseks kavramını (bazı kaynaklarda yazan “ilk uniseks” parfüm ifadesine aldanmayınız) yeniden gündeme getiren CK One, kimseyi rahatsız etmeden güzel kokan risksiz bir turunçgil parfümü.


Jean Paul Gaultier Le Male (1995) – Günümüzün en ünlü parfümörlerinden olan Francis Kurkdjian’ın mezun olduktan sonraki bilinen ilk çalışması Le Male. Karakteristik fujere eklenen modern bir dokunuş ile erkek için pazarlanan parfümlerin yeni standardını belirleyen parfüm, bol lavanta ve nane ile bezeli cilalı bir vanilya yorumu. Ah o sentetik gececi parfümleri var ya hep bu Le Male'ın başının altından çıktılar...

 

Givenchy Xeryus Rouge (1995) – İşte dönemin en özgünlerinden biri! Sıcak baharatlı tarzıyla  diabetik çikolata ve chili biberi kokusu idi Xeryus Rouge. Aralarda gıdıklayan kaktüs, Annick Menardo’nun “daha neler yapacağım ben, görün siz” dediğini anlatır gibiydi. Ne yazık ki Xeryus Rouge da reformulasyonlardan nasibini aldı ve o köşeli karakterini tamamen yitirdi.

 

Creed Millesime Imperial (1995) – Tuzlu deniz hissiyatlı kavun. Kulağa oldukça basit gelse de halen en çok tercih edilen yazlık parfümler listesinin zirvelerinde! Creed’e has karakteristik ambergris bazı ile ferah parfümler arasında çığır açan bir tasarım Millesime Imperial.

 

Davidoff Cool Water Woman (1996) – Erkek için pazarlanan versiyonun başarısının ardından yine Pierre Bourdon imzası taşıyan meyveli çiçeksi bir sucul Cool Water Woman. Dolce & Gabbana Light Blue ile birlikte halen ferah feminen parfümlerin en çok satanları arasındadır Cool Water.

 

Giorgio Armani Acqua di Gio (1996) – Bir nesil için L'Eau d'Issey Pour Homme neyse Acqua di Gio da odur. Sevmeyen var mıydı? Alberto Morillas, Annick Menardo ve Christian Dussoulier imzalı gelmiş geçmiş en büyük ticari başarılardan birine imza atan sentetiği ve cilası bol, sucul narenciye tasarımı Acqua di Gio.

 

Diptyque Philosykos (1996) – Philosykos, en gerçekçi incir hissiyatına sahip olduğunu düşündüğüm zamanının çok ötesinde, huzur veren bir başyapıt. İncir yaprağının yeşil hissiyatının verdiği tazelik, kararında tatlılığı, hindistan cevizi dokunuşu ve doğallığı ile niş parfüm yaklaşımını sonuna kadar hissettirmekte Olivia Giacobetti imzalı Philosykos.

 

Givenchy Organza (1996) – Yoğun sümbülteber ve vanilya kullanımını şişe tasarımıyla bütünleşen gece parfümü Organza, pazara sürüldüğü yıllarda gençlerden ziyade orta yaş hanımefendilerin ilgisini çeken bir tasarım oldu.


Dior Dune Pour Homme (1997) – Philosykos’tan hemen sonra üretilmesi tesadüf mü bilemem ancak incir notasının kullanıldığı bilinen ilk designer parfüm Dior Dune. Parfümün ana akımda yer alması nedeniyle Philosykos kadar doğal bir incir kullanımı beklememek gerekiyor. Dior çizgisinin dışında güneş kremi hissiyatı ile Dune, kitleler adına ferah janrda çığır açan bir tasarım.

 

Gucci Envy (1997) – 1990’lı yıllar, “kreatif direktörlük” kavramının önem kazandığı, dünya devlerinin sanatın her alanında yön değiştirdiği dönem olarak akıllara kazınmış durumda. Parfüm endüstrisi Diorissimo sonrası müge parfümü yapmaya cesaret edemezken Gucci’ye kreatif direktör olarak atanan Tom Ford’un vizyonu, Maurice Roucel’in yeteneği ile birleşince mügeyi bambaşka bir hale dönüştürüp dönemin en çok satan parfümlerinden birini ortaya çıkarmıştı.

 

Lolita Lempicka (1997) – Meyan kökünün sahneye çıktığı, şaşırtıcı derece iyi gorumand Lolita Lempicka, fikir olarak çok sevdiğim Parfumerie Generale Aomassaï’nin de atası konumunda. Yaratıcılığının zirvesindeki Annick Menardo imzası taşıyan parfüm, Angel'ın öncüsü olduğu janrı güçlendiren en önemli figürler arasında yer alıyor.

 

Emporio Armani He (1998) – Armani He, bana zaman ve ilgilenim düzeyiyle zevklerin fazlasıyla değişebildiğini gösteren bir tasarım. Ortaokul ve lise yıllarımın deyim yerindeyse imza parfümü olan Armani He, temelde fazlasıyla sentetik bir odunsu turunçgil parfümü. Zamansız tasarımı ve manevi torpil, onu klasikler listesine sokmayı başardı diyelim.

 

Gucci Envy for Men (1998) – Tom Ford’un dehası ile tasarlanan Envy for Men, zencefil hakimiyetinde benzersiz bir odunsu oryantal. Baharat ve tütsü kullanımı ile birçok niş parfüme ilham kaynağı olan Envy for Men, koleksiyonerin dengesini bozan parfümler arasında yer almakta.

 

Cartier Déclaration (1998) - Jean-Claude Ellena imzalı aromatik turunçgil parfümü Declaration, canlı turunçgil kullanımı ve transparan yapısıyla oldukça farklı bir tasarım. Baz olarak Terre d'Hermès’in çıkış noktası olduğuna inandığım Déclaration, Jean-Claude Ellena’nın minimalist tarzının oluşmaya başladığı döneme ait önemli bir tasarım.


Boucheron Jaipur Homme (1998) – Tarçın, balzamik notalar ve bolca tonka fasülyesi ile dahi kadın Annick Menardo imzalı Jaipur, maskülen çizgideki oryantal tasarımların halen en önemli temsilcilerinden biri niteliğinde.

 

Dior Hypnotic Poison (1998) – Badem, vanilya ve biraz da Poison DNA’sı ile Annick Menardo ve Christian Dussoulier tarafından tasarlanan Hypnotic Poison, naif ve ipeksi yapısıyla yeni bir gourmand akımı başlatıyor. Kim kimden esinlendi bilinmez ancak aynı yıl çok benzer notaların kullandığı üç parfüme tesadüf olarak bakmam pek mümkün değil.


Keiko Mecheri Loukhoum (1998) – Bol badem, bal ve vanilya ile Hypnotic Poison’a göz kırpan Loukhoum, niş pazarlanan ilk gorumand parfümlerden biri olma özelliği taşıyor.

 

Serge Lutens Rahat Loukoum (1998) – Kiraz eklenmiş Keiko Mecheri Loukhoum tadındaki Serge Lutens Rahat Loukoum, markanın baharatlı yapısıyla yenilebilir kokan parfüm anlayışını birleştiren polarize bir tasarım. Gourmand tasarlarken bile karakteristik tarzını yansıtan Christopher Sheldrake, niş parfüm dünyasının en önemli aktörlerinden biri konumunda.

 

Bvlgari Black (1998) – Yassı, tuhaf şişedeki yanık kauçuk benzeri bir koku sektörü de, koklayanları da şoka uğratıyor. Kullanmak için uygun kıyafet ve ruh hali isteyen, arada gelen yumuşak vanilya ile insanı neye uğradığını şaşırtan bir tasarım Bvlgari Black. En son Dior’a Hypnotic Poison’u tasarlayıp cici kız olarak gönülleri kazanan Annick Menardo, meğer itlik serserilik peşindeymiş de haberimiz yokmuş. İyi ki öyleymiş… Günümüzde tasarlanan birçok dumanlı ve yanık hissyatlı parfümün esin kaynağı şüphesiz Bvlgari Black.

 

Issey Miyake Le Feu d'Issey (1998) – Süt parfümlerinin atası Jacques Cavallier imzalı özgün parfüm Le Feu d'Issey. Bol kişniş ve biber eşliğinde odunsular ve karamelle desteklenmiş laktonik bir tasarım! Parfüm maalesef çok uzun süre üretilmedi ama sahip olanlar için hazine niteliğinde.

 

Serge Lutens Muscs Koublai Khan (1998) – Kararında hayvansı dokunuş ile referans misk tasarımı olan Muscs Koublai Khan, niş parfüm dünyasının en polarize ikonlarından biri olma özelliği taşıyor. Kimilerine göre kullanılmayacak kadar kötü kokan parfüm, benim için ipek gibi akıp giden kirli beyaz kıvamda bir misk.

 

Rochas Man (1999) – Maurice Roucel imzalı Rochas Man, erkek kullanımı için pazarlanan bilinen ilk gourmand. Beklenmedik lavantalı açılışıyla kahve ve vanilya temalı parfüm olan Rochas Man, özellikle X ve Y kuşakları için altın değerinde, benzersiz bir tasarım. Rochas Man ile beklentileri üst seviyeye çıkaran Maurice Roucel, 2000’li yıllarda Frederic Malle Musc Ravageur ve Bond No.9 New Harleem ile kariyerinin zirvesine çıkıp gourmand tarzı için yeni bir standart belirliyor.

 

Gucci Rush (1999) – Gucci Rush ile meyveli şipreler yeniden oyuna girmeye başlıyor. Oysaki Mitsouko ile Guerlain bunu 1900’lu yılların başında yapmıştı. Teoride flashback tasarımı olan Rush, aslında Tom Ford’un vizyoner bakışıyla şiprenin hiç olmadığı haline evrilen bir tasarım. Dahi adamın “gece gezmesi (night-out)” parfümü tabiri, pazarlama profesyonellerinde yeni bir bölümlendirme ışığı yakmıştı bile.


Comme des Garçons 2 (1999) – Bu dünyadan olmadığını düşündüğüm; mürekkep, aldehitler ve çiçeklerle bezeli Mark Buxton imzalı bir başyapıt CdG2. Bahar kokusunu şişeleyip metalik bir şişeye koyan Comme des Garçons ekibi, niş parfüm dünyasına ilham kaynağı olacağını 2 numaralı tasarımı ile belli ediyor.

 

L'Artisan Parfumeur Dzing! (1999) – Black ile şoka uğramış parfüm dünyasında kirli doğasına rağmen bir deri parfümünün ne kadar transparan olabileceğinin göstergesidir Dzing. Olivia Giacobetti'nin naif tarzını yansıtan tasarım, hiçbir zaman iyi satmadı ama koklaması sanat galerisi gezmeye eşdeğer olan parfümün, meraklıları için yeri hep ayrı oldu.

12 Aralık 2021 Pazar

Klasik Parfümler - Bölüm 2

Yazının ilk bölümü ile ikinci bölüm arasındaki yaklaşık iki buçuk aylık dönemde bir Ekonomi Bakanı, iki Merkez Bankası Başkan Yardımcısı değişikliği yaşanırken Türk Lirası %30’un üzerinde değer kaybetti. Ekim eylülden, kasım da ekimden iyi geçerken büyük umutlarla yeni yılı karşılamaya hazırlanıyoruz. Parfümdeki fiyat esnekliği ise stabil(!) seyrediyor. Stor perde ve derin donduruculu Tüketici Fiyat Endeksi’ne Aventus da eklense ya?

Çin modeli ekonomiyi örnek alırken kaderimiz Kore dizilerine kaldı. Oysaki eskiden tek derdimiz Bihter’in hissettikleri idi… Her neyse “Klasik Parfümler” serisini “Uygun Fiyatlı Parfümler” e çevirmeden devam edeyim.

 

1950 – 1970 Yılları

1950 ve 1960’lı yıllara gelindiğinde erkek kullanımı için pazarlanan parfümlerin sayısının arttığı görülmekte. Önceki dönemlere göre en belirgin değişim ise süslü pazarlama cümleleri ve rol modeller. Marka sayısı artarken elbette rekabet de kızışacaktı.

1970’ler döneminde ise erkek kullanımı için pazarlanan parfümler, beyefendi çizgiden uzaklaşarak bağırmaya başlıyor ve powerhouse olarak tabir edilen, yoğun deri, odunsu ve hatta hayvansı notaların hakim olduğu bir dönem başlıyor.

 

Floris London No 89 (1951) – İtalyan tarzı bol narenciye ile açılan gül ve lavanta ile karakteristik bir aromatik odunsu olan parfüm, ismini Floris’in Jermyn Street'teki butiğinin kapı numarasından almakta. No.89, zengin harmanı ile Guerlain Habit Rogue’a öncülük yapmakta.

 

Chanel Pour Monsieur (1955) – 20 yıl önce Caron’un “Erkek İçin” isminin Chanel’de “Beyefendi İçin” isimine dönüşümü, iki dönem arasındaki farkı yansıtmakta. 1950’li yıllarda erkeğin görüntüsü ve kişisel bakımı oldukça önem kazanmışken Chanel, Pour Monsieur’yu beyefendiler için rafine bir tercih olarak lanse ediyor. Bol narenciyeli aromatik odunsu bir tasarım olan Pour Monsieur, erkek kullanımı için pazarlanan referans şipreler arasında adını altın harflerle yazdırmış durumda.


Christian Dior Diorissimo (1956) – Tekil çiçek anlamına gelen solifore parfümlerin en büyük ticari başarı yakalamış olan örneği şüphesiz Dior’un Diorissimo’su. Usta parfümör Edmond Roudnitska ve Dior'un vizyoner bakış açısı sayesinde ilk ve belki de son kez solifore bir çiçek parfümü böylesine bir üne kavuşmuş oldu. Temelde saf bir müge çiçeği olan Diorissimo, denk geldiğim her formulasyonuyla büyüleyen bir başyapıt.

 

Guerlain Vetiver (1961) – 1900’lü yılların başında sürülebilir parfüm anlayışını tanımlayan Guerlain, Vetiver ile yalnızca bir janrın başlangıcına imza atmakla kalmadı, aynı zamanda erkek kullanımı için pazarlanan “temiz” kokan parfüm anlayışının da öncüsü oldu. Yeni kesilmiş çimeni andıran hissiyatı ile Guerlain Vetiver, zaman zaman “dede kokusu” benzeri yakıştırmalara maruz kalsa da hiçbir dönem eskimeyecek bir klasik.


Guerlain Habit Rouge (1965) – Erkek dediğin illa lavanta ya da limon mu kokmalıydı? Gizli gizli Shalimar kullanan Avrupalı beyefendiler bu sorunun cevabını çoktan bulmuştu ama Guerlain, Habit Rogue ile problemin çözümünü resmiyete döktü. Bol narenciyeli odunsu bir oryantal olan Habit Rouge, markanın son yıllarda geri planda kalan tasarımlarından biri olsa da bir dönemin belirleyicisi niteliğinde. Parfümün yalnızca 2003 yılında Jean Paul Guerlain tarafından yeniden yaratılan versiyonunu kullanma şansım oldu ancak o versiyon bile Guerlain’in nasıl bir vizyona sahip olduğunu anlamaya yeterli!

 

Christian Dior Eau Sauvage (1966) – “Ben bunu bir yerlerden hatırlıyorum” ifadesinin karşılığı, dönemin centilmeni ve statü sembolü Eau Sauvage. Edmond Roudnitska imzalı, ferah turunçgiller ve biberiye ile açılan hafif bir aromatik narenciye parfümü olan Eau Sauvage, isim olarak haramzade torunu tarafından kirletilse de belli bir kesim için hayat boyu vazgeçilmeyecek bir kokulu sıvı formu.


Aramis for Men (1966) – 70’lerin sert geçeceğinin habercisi olan Aramis, yoğun deri ve meşe yosunu ekseninde odunsu bir şipre parfümü. Ne yazık ki günümüzde satılan formulasyon, fazlaca güç kaybına uğraşmış durumda. Aslında yazık mı, tam da bilemedim... Ya Black Orchid gibi Aramis kullanılsaydı?

 

Fabergé Brut (1968) – Dünya genelinde erkek kullanımı için en ikonik hale gelen ürün belki de Brut. Ulaşılabilir fiyatı ve “maskülen” kavramının içini dolduran profili ile Brut, tıraş ritüellerinin vazgeçilmezi, baba ve dedelerin tamamlayıcısı. Reklamları ise her dönem ilgi odağı oldu!


Chanel No. 19 (1970) – 1920’li yıllar aldehitlerinin geri dönüşünün en güçlü hissedildiği parfüm olan No.19, manifesto niteliğinde yeşil, bol meşe yosunlu, odunsu ve soğuk bir tasarım. Bulunabilecek her formulasyon özel ve denemeye değer.

 

Clinique Aromatics Elixir (1971) – Dönemin ünlü parfüm yorumcusu Luca Turin’in başyapıt olarak nitelendirdiği aldehitlerle bezeli bir meşe yosunu klasiği Aromatics Elixir. Parfümün açılışı, bol hayvansı hissiyat barındırdığından tasarımı özümsemek için biraz sabırlı olmak gerekiyor. Günümüzde satışta olan versiyonu bile oldukça zorlayıcı olan, büyük oranda meraklısına hitap eden bir parfüm Aromatics Elixir.

 

Yves Saint Laurent Rive Gauche Women (1971) – Metalik ve yeşil hissiyatın yoğun olarak hissedildiği aldehitik çiçeksi tarzda oldukça önemli bir tasarım Rive Gauche. Sabunsu ve temizlik temalı parfüm arayışındakiler için halen güçlü bir alternatif.


Diorella (1972) – Edmond Roudnitska imzalı yoğun narenciyeli açılışa sahip, yeşil hissiyatı bol, floral bir şipre Diorella. Orijinal formulasyon, katmanlı yapısıyla büyülerken maalesef satışta olan güncel ürün derinlikten oldukça yoksun. Diorella’nın Mario Valentino Ocean Rain ile birlikte en sevdiğim Edmond Roudnitska tasarımı olduğunu da belirtmek isterim.


Paco Rabanne Pour Homme (1973) – Powerhouse tayfanın ilk örneklerinden olan Paco Rabanne Pour Homme, meşe yosunu ve lavanta ekseninde ağır abi locasını kuran ilk isimlerden. Kompozisyon olarak takdir ettiğim parfümle yıldızımız hiçbir zaman barışmadı.


Givenchy Gentleman (1974) – Bal harika bir şey değil mi? Tatsız mı buldun, sertlik mi var yoksa acı mı? Koy, dengelensin! Paçuli, civet, ve derinin en sert halini düşünün ve bal bu karışımı dengeliyor olsun. Döneminin ötesinde vizyona sahip olan, kullanması cesaret isteyen bir başyapıt Gentleman. Aynı isimle piyasada dolaşan parfüm mü? 2017 Yılı Ana Akım Parfüm Raporu’nda düşüncemi beyan etmiştim.

 

Geoffrey Beene Grey Flannel (1975) – Menekşenin erkek için pazarlanan bir parfüm için tema olabileceğini gösteren, çığır açan parfümlerden biri idi Grey Flannel. Kolay erişilebilir fiyat etiketiyle halen kitleler için hoş kokmanın en uygun seçeneklerinden biri konumunda. 

 

Yves Saint Laurent Opium (1977) – Arkasındaki hikaye ve şişe tasarımıyla dönemin “Hangi oje yakışmaz ki kız sana” parfümü. Yoğun karanfil öncülüğündeki baharatları, balzamik notaları ve tozlu hissiyatıyla pazara sunulduğu yıllarda fark yaratan bir parfüm idi Opium. Eskidiğini de söyleyemem.


Polo Ralph Lauren for Men - Polo Green (1978) – Yoğun çama eşlik eden deri ve odunsular ile powerhouse tabir edilen sınıfın en karakteristik örneklerinden! Halen tasarlanan birçok aromatik odunsu parfümün ilham aldığı Polo Green, jenerasyonlar arasındaki duvarları yıkan bir tasarım

 

Azzaro Pour Homme (1978) – Lavantalı anason bombası olan Azzaro Pour Homme, öncesinde erkekliğin kitabını yazan parfümlere racon öğreten asi çocuk olarak parfüm dünyasına damgasını vuran bir tasarım. Satışta olan güncel versiyonu fazlaca cilalı bulsam da eski versiyon ile denk gelindiğinde dönemin çok katmanlı parfüm yaklaşımı sonuna kadar hissedilmekte.

 

Caron Yatagan (1978) – Osmanlının Yatagan kılıcından esinlenen, kılıç gibi keskin hayvansı hissiyatta bir çam yorumu. Koyu renk sıvısı ile özdeşleştirdiğim ve kullanmaktan ziyade koklamaktan keyif aldığım tasarımlardan biri Yatagan. Eski versiyonlar neredeyse kullanılmayacak kadar güçlü powerhouselar iken günümüzde bulunabilen formulasyon, yüzeysel yapısı dışında orijinaline oldukça sadık.


Hermes Eau D’orange Verte (1979) – 70’li yılların trendinden olabildiğine uzak, tertemiz ve doğal hissiyatlı bir turunçgil parfümü Eau D’orange Verte. 2009 yılında usta parfümör Jean-Claude Ellena tarafından yeniden yorumlanan tasarım, turunçgil janrının en ikonik örneklerinden biri konumunda. Ancak parfümün her iki versiyonu da performans anlamında dönemlerinin standartlarının oldukça altında kompozisyonlar.

 

Devam edecek.

23 Eylül 2021 Perşembe

Klasik Parfümler - Bölüm 1

Covid dönemi ile hayatımıza giren Clubhouse yayınlarında bir programı klasiklere ayırmışken neden bunu kronolojik sırada ve derli toplu bir halde sitede yayınlamıyorum diye düşündüm. Bu bahaneyle uzun zamandır aklımda olan klasikler yazısını kaleme almış oldum. Pandemiyle birlikte yeni çıkan parfümlerde ipin ucu kaçmışken eski dostları ziyaret etmek için daha iyi bir zaman olamazdı, değil mi? Kronolojik sıralı serinin örneğinin olmaması da ayrı bir motivasyon sebebi idi.

1880’li yılların sonundan başlayarak 2010’lu yıllara kadar uzanan bir klasikler serisi derledim. Konuyu belirledikten sonra bir çerçeve çizebilmek için notlar alırken, kendimi adeta bir literatür taramasının içinde buldum (ah akademi!). Tabi, bu kadar taramanın sonunda teorik de olsa bir sonuç çıkıyor elbet;

 “Klasiklerin oluşumunu iki türlü ayırabiliyorum. İlki, alışılagelmişin dışında farklı bir hammadde keşfi ya da bilinen bir hammaddenin aşırı kullanımı, ikincisi ise dahiyane bir karışım hazırlamak.“

fotoğraf: https://boisdejasmin.com/

Peki nedir “klasik”? Üzerinden çok zaman geçtiği hâlde değerini yitirmeyen, türünde örnek olarak görülen esere klasik adı verilmekte. Parfümde klasikleri ise trendlerdeki ve zevklerdeki değişikliklere rağmen zamana direnen kokular olarak tanımlamak mümkün.

Piyasaya sürüldüğünde kendine özgü ve benzersiz bir deneyim sunan klasikler, anılarımızla da yakından ilişkili. Çoğunlukla eski zamanları çağrıştıran ve derin bir nostalji duygusu yaşatan bu parfümler, bizlere aile büyüklerini, mutlu anlarımızı ya da travmalarımızı hatırlatabiliyor. Bu nedenle bazılarıyla kurduğumuz özel bir bağ varken, benzer şekilde bazıları da bizleri itmekte.

Klasik parfümlerin bir kısmı halen üretimdeyken yakın geçmişte üretilenler (son bölümde değineceğim) hariç neredeyse tamamı defalarca kez yeniden formüle edilmiş durumda. Hal böyle olunca klasiklerin “vintage” versiyonları, parfüm meraklıları tarafından yana yakıla aranan ürünler konumunda.

fotoğraf: https://www.gearpatrol.com

Klasik parfüm, nispeten sübjektif yargı içeren bir kavram. Dolayısıyla bilinen her klasiğe değin(e)medim. Özellikle 70’ler dönemi öncesi bahsettiğim parfümlerin büyük çoğunluğunda ağırlıklı olarak reformule olmuş versiyonları deneyebildim. Bir kısmına ulaşmak için eBay’de sabahlarken bir kısmı hiç ummadığım yerlerde karşıma çıktı. Buzdağının görünmeyen kısmını ise halen karanlık.

Günümüz parfümlerini anlamak için klasikleri deneyimlemenin oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Günlük yaşantımda terchimi modern parfümlerden yana kullansam da bizler için uygun koşullarda saklanmış bir klasiği koklamak bile büyük bir keyif! Seriye başlamadan önce ise her eski parfümün, klasik olmadığını ve vintage değer taşımadığını ifade etmek isterim.

 

1880 – 1940 Yılları

1880’li yıllar ile bireysel parfüm kullanımının yaygınlaşması ve parfümün kişiye özel tasarlanmasının yanında kitlesel pazarlandığı dönem başlıyor. 1920’li yıllara kadar coumarin ve vanilin gibi aroma kimyasallar başrol oynarken parfümörler, aşırı dozda hammadde kullanımı ile harikalar yaratmakta.

1920’li yıllarda sektör, yoğun aldehitler ve pudralı hissiyat ile tanışıyor. Bunun yanında “birch tar” adı verilen ve yoğun hayvansal hissiyata sahip derinin, sıklıkla çiçeklerle ile birlikte kullanıldığını görmekteyiz. Dönemin parfüm anlayışında çiçek kokularında bile kirlilik ön planda iken yine 1920’li yıllarda şapka ve kıyafet tasarımcılarının parfüm işine el atmasıyla birlikte gitgide asıl ürünün yanında tutundurma faaliyetleri de önem kazanıyor. Dönemin en önemli parfüm evleri ise Guerlain, Caron ve Chanel.

 

Houbigant Fougère Royale (1882) – Bilinen ilk koku ailesine de ismini veren Fougère Royale, sentetik bir aroma kimyasal olan ve tonka fasulyesinin kokusunu kopyalayan “coumarin” in ilk kez kullanılmasıyla vücut bulan bir parfüm. Fougère Royale, temel olarak meşe yosunu ve lavantanın ağırlıklı olarak hissedildiği karakteristik bir fujer.

Fransızca’daki “fern” kelimesinin karşılığı ve neredeyse kokusuz olan eğreltiotu anlamına gelen fujer için Fougère Royale’in parfümörü Paul Parquet; “Eğreltiotunun kokusu yok, ama olsaydı bu parfüm gibi kokardı ” tanımlamasını yapmakta. 2010 yılında yeniden yorumlanarak piyasaya sürülen Fougère Royale,  aromatik parfümler ve fujer ailesiyle tanışmak için oldukça doğru bir tasarım.

 

Guerlain Jicky (1889) – Kesintiye uğramadan halen üretimde olan bilinen en eski parfüm Guerlain Jicky. İlk kez bir arada kullanılan “coumarin”, “vanilin” ve “linalool” ile Guerlain’in sentetik kullanımındaki başarısını simgeleyen, modern parfümerinin yapıtaşlarından biri olarak kabul edilen ve gerçek anlamda somut hiçbir şeye benzemeyen Jicky, tarihteki ilk çok yönlü soyut koku olma özelliğini taşımakta. Başka bir deyişle Guerlain Jicky, günümüz modern parfümlerinin atası niteliğindeki ilk örnek. Denediğim son versiyon, keskin lavanta kullanımı ile kimilerini polarize ederken modern parfümerinin yapıtaşını anlamaya çalışan parfüm meraklıları için önemli bir durak.

 


Acqua Di Parma Colonia (1916) – Mevcut versiyon orjinalini ne kadar yansıtıyordur bilinmez ancak AdP Colonia, klasik İtalyan ekolü parfüm anlayışını kavramak için en doğru başlangıç noktası olabilir. Narenciye ile açılan ve aromatik otlarla devam eden gerçek bir klasik. Faz geçişleri ile şaşırtan gerçek bir beyefendi Acqua Di Parma Colonia.

 

Chypre de Coty (1917) – Genellikle narenciye notalarıyla açılan; meşeyosunu, paçuli ve odunsuların baskın olarak hissedildiği şipre (şipr) koku ailesine ismini veren Chypre de Coty, 80’li yıllardaki meşe yosunu doz aşımı ile akıllara kazınmış bir parfüm. Düzgün koşullarda saklanmış vintage versiyonun birkaç ml’i, niş parfüm fiyatlarıyla alıcı bulmakta! 

 

 

Guerlain Mitsouko (1919) – Hikaye, Jacques Guerlain’in Chypre de Coty hayranlığı ile başlıyor ve Chypre de Coty’ye Firmenich üretimi olan “persicol” aldehitini biraz fazlaca koymasıyla tesadüfen parfüme şeftali kabuğu kokusu eklemiş oluyor. Guerlain Mitsouko, basit ifadeyle meyveli bir şipre parfümü. Meşe yosunu ağırlıklı geleneksel şipre akorları ve şeftalinin birlikteliğinin denk geldiğim her formulasyonu, aynı hikayeyi farklı yazarlardan okumaya benzeyen, birbirinden özel tasarımlar.

fotoğraf:instagram.com/gurmekokular

Caron Tabac Blond (1919) – Floral derinin atası! Naif pudralı hissiyatıyla Knize Ten ve Chanel Cuir de Russie gibi kendi döneminin klasiklerinden başlayıp Serge Lutens Cuir Mauresque, Christian Dior Cuir Cannage ve Hermèssence Cuir d'Ange’a kadar ilham kaynağı olan zaman makinası.

Aynı zamanda markanın da kurucusu olan parfümör Ernest Daltroff’un Birinci Dünya Savaşı sonrası sigara içmenin kadınlar için uygun sayıldığı 1919 yılında Tabac Blond'u yaratması ve tütünün kokusunu taklit ederek, sigarayı parfümle özdeşleştirmesi takdire şayan bir hadise.

 

Chanel No. 5 (1921)Coco Chanel'in parfümör Ernest Beaux'dan "çiçek gibi değil kadın gibi kokan" bir parfüm yaratmasını istemesiyle temelleri atılan ve Ernest Beaux'un aldehiti aşırı kaçırdığı 5 numaralı numunesinin başarılı serüveni olan Chanel No. 5, her 30 saniyede bir satılma istatistiği ile bugün halen dünyanın en çok satan parfümü konumunda. Güncel formulasyon, orjinaline sadık kalan ancak köşeleri yumuşatılmış referans bir aldetihik floral.

Caron Nuit de Noel (1922)Ernest Daltroff tarafından Noel arifesini ve onunla ilişkili kokuları seven sevgilisi Félicie Vanpouille için yaratılan Nuit de Noel, ylang ylang ve odunsular eşliğinde referans bir pudra parfümü. Tabac Blond ile sigara ve kadın ilişkisini tasvir eden Ernest Daltroff, kadın ve pudra arasındaki korelasyonun (çoğu zaman doğrusal) o döneme kadar en net hissedildiği örneğine imza atmış.

 

Knize Ten (1924) – Derinin hayvansal hissiyatının sonuna kadar hissedildiği karanfil destekli bir deri yorumu. Resmi olarak açıklanan parfümörler Francois Coty ve Vincent Roubert iken kimi kaynaklar Ernest Beaux'un da parfümün tasarım sürecine dahil olduğunu iddia etmekte. Sadece bu isimler bile parfümün sıradışı yapısını pekiştirirken Kenize Ten, günümüze kadar orijinal haline en fazla sadık kalabilen klasikler arasındadır. Ah keşke hafızalara o şişe üzerindeki “Toilet Water” ifadesi ile kazınmasa idi…

 

Guerlain Shalimar (1925) – Tıpkı Mitsouko gibi, Shalimar da şans eseri doğan bir başyapıt! Vanilinden kat kat güçlü olan ethyl vanilin’in keşfi ve tesadüfen bu bileşenin oldukça fazla miktarda bir Jicky şişesi içine boca edilmesiyle Jacques Guerlain’in kafasında bir ışık belirir… Sonrası ise tarihin en kışkırtıcı kabul edilen parfümlerinden birinin hikayesi. Amber kokusu ile ilişkilendirilen “vanilin” ve tonka fasulyesinin kokusu ile ilişkilendirilen “coumarin” ile vücut bulan Shalimar, onlarca flanker ve farklı konsantrasyonu ile Guerlain’in halen en çok satan listesinin tepesinde. Parfüm ile ilgili unutamadığım en dikkat çekici detay ise çok sevdiğim değerli büyüğüm Vedat Ozan’ın Parfümler Kitabı’nın ikinci cildinde okuduğum; “Bir hanımefendi için uygun olmayan üç hareket vardır; sigara içmek, tango yapmak ve Shalimar kullanmak” ifadesi.


Chanel Bois des Îles (1926) – Keskin turunçgillerle açılan, sandal ağacı ve Chanel’in imzası haline gelen çiçeksi aldehitleriyle kadın kullanımı için pazarlanan ilk odunsu parfüm olarak nitelendirilen Bois des Îles, aynı zamanda erkek kullanımı için pazarlanan efsane tasarım Egoïste‘in de atası. Chanel tarafından; kumaş, mücevher ve çanak çömlek için ilham kaynağı olan Afrika gibi uzak bir diyarı çağrıştırdığı söylenen ve Les Exclusifs serisiyle günümüzde de hak ettiği değeri bulan Bois des Îles, ortanyal, karanlık ve sıcak bir sandal ağacı yorumu.

 

Lanvin Arpège (1927) – Jeanne Lanvin’in kızına olan sevgisini tasvir ettiği, çiçeklerin katmanlar halinde hissedildiği bir aldehitik çiçeksi parfüm. 1993 yılında André Fraysse ve Paul Vacher'in tasarımından sonra Hubert Fraysse tarafından yeniden yorumlanan Arpège, orijinal tasarıma sadık kalınan, dahiyane bir şekilde kullanılan aldehitler ile benim için oldukça özel klasiklerden biri.


Chanel Cuir de Russie (1927) – Caron Tabac Blond gibi dumanı tüten floral bir deri yorumu Cuir de Russie. Cuir de Russie, ilhamını Coco Chanel ile Rus Çar'ının kuzeni olan Dük Dimitri Pavlovich Romanov arasındaki tutkulu ilişkisinden almakta. Her ne kadar birch tar kullanımı kısıtlansa da bugün piyasada bulunabilen versiyon da oldukça sofistike ve kullanılabilir. Caron Tabac Blond’u deri parfümlerine giriş olarak kabul edersek, Cuir de Russie ikinci dönem açılan zorunlu seçmeli!

 

Jean Patou Joy (1930) – Büyük Buhran döneminde dünyanın en pahalı parfümü olarak lanse edilen çiçek buketi. Hikaye, batı dünyasına, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri'ne yerleşen karanlık ruh haline yanıt olarak Jean Patou'nun Henri Alméras'ı abartılı bir parfüm istemesi ve parfümün her bir onsunda 28 düzine gül ve 10600 yasemin çiçeği kullanılması ile vücut buluyor. Birden fazla çiçeğin bir araya geldiği ve bouquet olarak adlandırılan alt sınıfın referanslarından olan Joy, “indolic” olarak tabir edilen kirli çiçek parfümlerinin de atası konumunda.

Guerlain Vol de Nuit (1933) – Pudralı odunsu ve aromatik şipre sınıfların kesişim kümesi, eski versiyonlara indikçe zenginleşen bir başka Guerlain başyapıtı! Oryantal havasıyla baştan çıkarıp beyaz çiçekler ile saf bir hale bürünen parfüm bana da basın bülteni tadında açıklama yazdırdı ya, helal sana Jacques Guerlain.

 

Caron Pour Un Homme (1934) – Lavanta ve vanilyalı bir fujer olan Caron Pour Un Homme, maskülen ve köşeli yapısının haricinde “erkek kullanımı” için pazarlanan ilk parfüm olma niteliğini taşıyor. Sonrasında daha elegan yapıda Parfums MDCI Invasion Barbare, Kilian A Taste of Heaven ve Histoires de Parfums 1725 gibi modern beyefendilerin atası olan Caron Pour Un Homme, bizim kültürümüzün koku hafızasında da kuvvetli yeri olan bir tasarım.


Old Spice (1937) – 80’ler ya da 90’larda çocuk olup da babasının tıraş sonrası kullandığı Old Spice’ı hatırlayan kaç kişiyiz? Fijisi, deep seasi bizi bozar… Old Spice tam da onyüzbinmilyon baloncuk ya da Ali Desidero gibi bir şeydir. Z kuşağı bilmez ;)

 

Robert Piguet Bandit (1944) – Tabac Blond’un açtığı yolda ilerleyen; bol aldehitli, animalic deri. Ah IFRA ah… Ne istedin o güzelim meşe yosunundan, yoğun hayvansı notalardan… Satışta olan güncel versiyonun dahi mutlaka denenmesi gerektiğine inandığım, çığır açan parfüm Bandit, korsanlar ve deniz yolculukları ile ilgili bir rüyadan ilham almakta. Eski bir moda tasarımcısı olan Robert Piguet, 1940 yılında kendi markasını kurduktan sonra, podyumda siyah maskeler ve sallanan bıçaklarla yürüyen modellerin olduğu yeni avangard moda koleksiyonuna eşlik edecek bir koku yaratmaya karar verir ve Bandit doğar.


Robert Piguet Fracas (1948) –Rafine sadelik olarak bilinen Parisian Style ve feminenliğin ön plana çıkarıldığı Fracas, şeftali destekli sümbülteber ve yasemin parfümü. Güncel versiyonu fazlaca cilalı ve tatlı yapısıyla pek benlik olmayan parfüm aynı zamanda Frederic Malle Carnal Flowerîn atası niteliğinde.

 

Devam edecek.

© Gurme Kokular - Niş Parfüm Yorumları / Röportajlar / İzlenimler
Maira Gall