23 Eylül 2021 Perşembe

Klasik Parfümler - Bölüm 1

Covid dönemi ile hayatımıza giren Clubhouse yayınlarında bir programı klasiklere ayırmışken neden bunu kronolojik sırada ve derli toplu bir halde sitede yayınlamıyorum diye düşündüm. Bu bahaneyle uzun zamandır aklımda olan klasikler yazısını kaleme almış oldum. Pandemiyle birlikte yeni çıkan parfümlerde ipin ucu kaçmışken eski dostları ziyaret etmek için daha iyi bir zaman olamazdı, değil mi? Kronolojik sıralı serinin örneğinin olmaması da ayrı bir motivasyon sebebi idi.

1880’li yılların sonundan başlayarak 2010’lu yıllara kadar uzanan bir klasikler serisi derledim. Konuyu belirledikten sonra bir çerçeve çizebilmek için notlar alırken, kendimi adeta bir literatür taramasının içinde buldum (ah akademi!). Tabi, bu kadar taramanın sonunda teorik de olsa bir sonuç çıkıyor elbet;

 “Klasiklerin oluşumunu iki türlü ayırabiliyorum. İlki, alışılagelmişin dışında farklı bir hammadde keşfi ya da bilinen bir hammaddenin aşırı kullanımı, ikincisi ise dahiyane bir karışım hazırlamak.“

fotoğraf: https://boisdejasmin.com/

Peki nedir “klasik”? Üzerinden çok zaman geçtiği hâlde değerini yitirmeyen, türünde örnek olarak görülen esere klasik adı verilmekte. Parfümde klasikleri ise trendlerdeki ve zevklerdeki değişikliklere rağmen zamana direnen kokular olarak tanımlamak mümkün.

Piyasaya sürüldüğünde kendine özgü ve benzersiz bir deneyim sunan klasikler, anılarımızla da yakından ilişkili. Çoğunlukla eski zamanları çağrıştıran ve derin bir nostalji duygusu yaşatan bu parfümler, bizlere aile büyüklerini, mutlu anlarımızı ya da travmalarımızı hatırlatabiliyor. Bu nedenle bazılarıyla kurduğumuz özel bir bağ varken, benzer şekilde bazıları da bizleri itmekte.

Klasik parfümlerin bir kısmı halen üretimdeyken yakın geçmişte üretilenler (son bölümde değineceğim) hariç neredeyse tamamı defalarca kez yeniden formüle edilmiş durumda. Hal böyle olunca klasiklerin “vintage” versiyonları, parfüm meraklıları tarafından yana yakıla aranan ürünler konumunda.

fotoğraf: https://www.gearpatrol.com

Klasik parfüm, nispeten sübjektif yargı içeren bir kavram. Dolayısıyla bilinen her klasiğe değin(e)medim. Özellikle 70’ler dönemi öncesi bahsettiğim parfümlerin büyük çoğunluğunda ağırlıklı olarak reformule olmuş versiyonları deneyebildim. Bir kısmına ulaşmak için eBay’de sabahlarken bir kısmı hiç ummadığım yerlerde karşıma çıktı. Buzdağının görünmeyen kısmını ise halen karanlık.

Günümüz parfümlerini anlamak için klasikleri deneyimlemenin oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Günlük yaşantımda terchimi modern parfümlerden yana kullansam da bizler için uygun koşullarda saklanmış bir klasiği koklamak bile büyük bir keyif! Seriye başlamadan önce ise her eski parfümün, klasik olmadığını ve vintage değer taşımadığını ifade etmek isterim.

 

1880 – 1950 Yılları

1880’li yıllar ile bireysel parfüm kullanımının yaygınlaşması ve parfümün kişiye özel tasarlanmasının yanında kitlesel pazarlandığı dönem başlıyor. 1920’li yıllara kadar coumarin ve vanilin gibi aroma kimyasallar başrol oynarken parfümörler, aşırı dozda hammadde kullanımı ile harikalar yaratmakta.

1920’li yıllarda sektör, yoğun aldehitler ve pudralı hissiyat ile tanışıyor. Bunun yanında “birch tar” adı verilen ve yoğun hayvansal hissiyata sahip derinin, sıklıkla çiçeklerle ile birlikte kullanıldığını görmekteyiz. Dönemin parfüm anlayışında çiçek kokularında bile kirlilik ön planda iken yine 1920’li yıllarda şapka ve kıyafet tasarımcılarının parfüm işine el atmasıyla birlikte gitgide asıl ürünün yanında tutundurma faaliyetleri de önem kazanıyor. Dönemin en önemli parfüm evleri ise Guerlain, Caron ve Chanel.

 

Houbigant Fougère Royale (1882) – Bilinen ilk koku ailesine de ismini veren Fougère Royale, sentetik bir aroma kimyasal olan ve tonka fasulyesinin kokusunu kopyalayan “coumarin” in ilk kez kullanılmasıyla vücut bulan bir parfüm. Fougère Royale, temel olarak meşe yosunu ve lavantanın ağırlıklı olarak hissedildiği karakteristik bir fujer.

Fransızca’daki “fern” kelimesinin karşılığı ve neredeyse kokusuz olan eğreltiotu anlamına gelen fujer için Fougère Royale’in parfümörü Paul Parquet; “Eğreltiotunun kokusu yok, ama olsaydı bu parfüm gibi kokardı ” tanımlamasını yapmakta. 2010 yılında yeniden yorumlanarak piyasaya sürülen Fougère Royale,  aromatik parfümler ve fujer ailesiyle tanışmak için oldukça doğru bir tasarım.

 

Guerlain Jicky (1889) – Kesintiye uğramadan halen üretimde olan bilinen en eski parfüm Guerlain Jicky. İlk kez bir arada kullanılan “coumarin”, “vanilin” ve “linalool” ile Guerlain’in sentetik kullanımındaki başarısını simgeleyen, modern parfümerinin yapıtaşlarından biri olarak kabul edilen ve gerçek anlamda somut hiçbir şeye benzemeyen Jicky, tarihteki ilk çok yönlü soyut koku olma özelliğini taşımakta. Başka bir deyişle Guerlain Jicky, günümüz modern parfümlerinin atası niteliğindeki ilk örnek. Denediğim son versiyon, keskin lavanta kullanımı ile kimilerini polarize ederken modern parfümerinin yapıtaşını anlamaya çalışan parfüm meraklıları için önemli bir durak.

 


Acqua Di Parma Colonia (1916) – Mevcut versiyon orjinalini ne kadar yansıtıyordur bilinmez ancak AdP Colonia, klasik İtalyan ekolü parfüm anlayışını kavramak için en doğru başlangıç noktası olabilir. Narenciye ile açılan ve aromatik otlarla devam eden gerçek bir klasik. Faz geçişleri ile şaşırtan gerçek bir beyefendi Acqua Di Parma Colonia.

 

Chypre de Coty (1917) – Genellikle narenciye notalarıyla açılan; meşeyosunu, paçuli ve odunsuların baskın olarak hissedildiği şipre (şipr) koku ailesine ismini veren Chypre de Coty, 80’li yıllardaki meşe yosunu doz aşımı ile akıllara kazınmış bir parfüm. Düzgün koşullarda saklanmış vintage versiyonun birkaç ml’i, niş parfüm fiyatlarıyla alıcı bulmakta! 

 

 

Guerlain Mitsouko (1919) – Hikaye, Jacques Guerlain’in Chypre de Coty hayranlığı ile başlıyor ve Chypre de Coty’ye Firmenich üretimi olan “persicol” aldehitini biraz fazlaca koymasıyla tesadüfen parfüme şeftali kabuğu kokusu eklemiş oluyor. Guerlain Mitsouko, basit ifadeyle meyveli bir şipre parfümü. Meşe yosunu ağırlıklı geleneksel şipre akorları ve şeftalinin birlikteliğinin denk geldiğim her formulasyonu, aynı hikayeyi farklı yazarlardan okumaya benzeyen, birbirinden özel tasarımlar.

fotoğraf:instagram.com/gurmekokular

Caron Tabac Blond (1919) – Floral derinin atası! Naif pudralı hissiyatıyla Knize Ten ve Chanel Cuir de Russie gibi kendi döneminin klasiklerinden başlayıp Serge Lutens Cuir Mauresque, Christian Dior Cuir Cannage ve Hermèssence Cuir d'Ange’a kadar ilham kaynağı olan zaman makinası.

Aynı zamanda markanın da kurucusu olan parfümör Ernest Daltroff’un Birinci Dünya Savaşı sonrası sigara içmenin kadınlar için uygun sayıldığı 1919 yılında Tabac Blond'u yaratması ve tütünün kokusunu taklit ederek, sigarayı parfümle özdeşleştirmesi takdire şayan bir hadise.

 

Chanel No. 5 (1921)Coco Chanel'in parfümör Ernest Beaux'dan "çiçek gibi değil kadın gibi kokan" bir parfüm yaratmasını istemesiyle temelleri atılan ve Ernest Beaux'un aldehiti aşırı kaçırdığı 5 numaralı numunesinin başarılı serüveni olan Chanel No. 5, her 30 saniyede bir satılma istatistiği ile bugün halen dünyanın en çok satan parfümü konumunda. Güncel formulasyon, orjinaline sadık kalan ancak köşeleri yumuşatılmış referans bir aldetihik floral.

Caron Nuit de Noel (1922)Ernest Daltroff tarafından Noel arifesini ve onunla ilişkili kokuları seven sevgilisi Félicie Vanpouille için yaratılan Nuit de Noel, ylang ylang ve odunsular eşliğinde referans bir pudra parfümü. Tabac Blond ile sigara ve kadın ilişkisini tasvir eden Ernest Daltroff, kadın ve pudra arasındaki korelasyonun (çoğu zaman doğrusal) o döneme kadar en net hissedildiği örneğine imza atmış.

 

Knize Ten (1924) – Derinin hayvansal hissiyatının sonuna kadar hissedildiği karanfil destekli bir deri yorumu. Resmi olarak açıklanan parfümörler Francois Coty ve Vincent Roubert iken kimi kaynaklar Ernest Beaux'un da parfümün tasarım sürecine dahil olduğunu iddia etmekte. Sadece bu isimler bile parfümün sıradışı yapısını pekiştirirken Kenize Ten, günümüze kadar orijinal haline en fazla sadık kalabilen klasikler arasındadır. Ah keşke hafızalara o şişe üzerindeki “Toilet Water” ifadesi ile kazınmasa idi…

 

Guerlain Shalimar (1925) – Tıpkı Mitsouko gibi, Shalimar da şans eseri doğan bir başyapıt! Vanilinden kat kat güçlü olan ethyl vanilin’in keşfi ve tesadüfen bu bileşenin oldukça fazla miktarda bir Jicky şişesi içine boca edilmesiyle Jacques Guerlain’in kafasında bir ışık belirir… Sonrası ise tarihin en kışkırtıcı kabul edilen parfümlerinden birinin hikayesi. Amber kokusu ile ilişkilendirilen “vanilin” ve tonka fasulyesinin kokusu ile ilişkilendirilen “coumarin” ile vücut bulan Shalimar, onlarca flanker ve farklı konsantrasyonu ile Guerlain’in halen en çok satan listesinin tepesinde. Parfüm ile ilgili unutamadığım en dikkat çekici detay ise çok sevdiğim değerli büyüğüm Vedat Ozan’ın Parfümler Kitabı’nın ikinci cildinde okuduğum; “Bir hanımefendi için uygun olmayan üç hareket vardır; sigara içmek, tango yapmak ve Shalimar kullanmak” ifadesi.


Chanel Bois des Îles (1926) – Keskin turunçgillerle açılan, sandal ağacı ve Chanel’in imzası haline gelen çiçeksi aldehitleriyle kadın kullanımı için pazarlanan ilk odunsu parfüm olarak nitelendirilen Bois des Îles, aynı zamanda erkek kullanımı için pazarlanan efsane tasarım Egoïste‘in de atası. Chanel tarafından; kumaş, mücevher ve çanak çömlek için ilham kaynağı olan Afrika gibi uzak bir diyarı çağrıştırdığı söylenen ve Les Exclusifs serisiyle günümüzde de hak ettiği değeri bulan Bois des Îles, ortanyal, karanlık ve sıcak bir sandal ağacı yorumu.

 

Lanvin Arpège (1927) – Jeanne Lanvin’in kızına olan sevgisini tasvir ettiği, çiçeklerin katmanlar halinde hissedildiği bir aldehitik çiçeksi parfüm. 1993 yılında André Fraysse ve Paul Vacher'in tasarımından sonra Hubert Fraysse tarafından yeniden yorumlanan Arpège, orijinal tasarıma sadık kalınan, dahiyane bir şekilde kullanılan aldehitler ile benim için oldukça özel klasiklerden biri.


Chanel Cuir de Russie (1927) – Caron Tabac Blond gibi dumanı tüten floral bir deri yorumu Cuir de Russie. Cuir de Russie, ilhamını Coco Chanel ile Rus Çar'ının kuzeni olan Dük Dimitri Pavlovich Romanov arasındaki tutkulu ilişkisinden almakta. Her ne kadar birch tar kullanımı kısıtlansa da bugün piyasada bulunabilen versiyon da oldukça sofistike ve kullanılabilir. Caron Tabac Blond’u deri parfümlerine giriş olarak kabul edersek, Cuir de Russie ikinci dönem açılan zorunlu seçmeli!

 

Jean Patou Joy (1930) – Büyük Buhran döneminde dünyanın en pahalı parfümü olarak lanse edilen çiçek buketi. Hikaye, batı dünyasına, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri'ne yerleşen karanlık ruh haline yanıt olarak Jean Patou'nun Henri Alméras'ı abartılı bir parfüm istemesi ve parfümün her bir onsunda 28 düzine gül ve 10600 yasemin çiçeği kullanılması ile vücut buluyor. Birden fazla çiçeğin bir araya geldiği ve bouquet olarak adlandırılan alt sınıfın referanslarından olan Joy, “indolic” olarak tabir edilen kirli çiçek parfümlerinin de atası konumunda.

Guerlain Vol de Nuit (1933) – Pudralı odunsu ve aromatik şipre sınıfların kesişim kümesi, eski versiyonlara indikçe zenginleşen bir başka Guerlain başyapıtı! Oryantal havasıyla baştan çıkarıp beyaz çiçekler ile saf bir hale bürünen parfüm bana da basın bülteni tadında açıklama yazdırdı ya, helal sana Jacques Guerlain.

 

Caron Pour Un Homme (1934) – Lavanta ve vanilyalı bir fujer olan Caron Pour Un Homme, maskülen ve köşeli yapısının haricinde “erkek kullanımı” için pazarlanan ilk parfüm olma niteliğini taşıyor. Sonrasında daha elegan yapıda Parfums MDCI Invasion Barbare, Kilian A Taste of Heaven ve Histoires de Parfums 1725 gibi modern beyefendilerin atası olan Caron Pour Un Homme, bizim kültürümüzün koku hafızasında da kuvvetli yeri olan bir tasarım.


Old Spice (1937) – 80’ler ya da 90’larda çocuk olup da babasının tıraş sonrası kullandığı Old Spice’ı hatırlayan kaç kişiyiz? Fijisi, deep seasi bizi bozar… Old Spice tam da onyüzbinmilyon baloncuk ya da Ali Desidero gibi bir şeydir. Z kuşağı bilmez ;)

 

Robert Piguet Bandit (1944) – Tabac Blond’un açtığı yolda ilerleyen; bol aldehitli, animalic deri. Ah IFRA ah… Ne istedin o güzelim meşe yosunundan, yoğun hayvansı notalardan… Satışta olan güncel versiyonun dahi mutlaka denenmesi gerektiğine inandığım, çığır açan parfüm Bandit, korsanlar ve deniz yolculukları ile ilgili bir rüyadan ilham almakta. Eski bir moda tasarımcısı olan Robert Piguet, 1940 yılında kendi markasını kurduktan sonra, podyumda siyah maskeler ve sallanan bıçaklarla yürüyen modellerin olduğu yeni avangard moda koleksiyonuna eşlik edecek bir koku yaratmaya karar verir ve Bandit doğar.


Robert Piguet Fracas (1948) –Rafine sadelik olarak bilinen Parisian Style ve feminenliğin ön plana çıkarıldığı Fracas, şeftali destekli sümbülteber ve yasemin parfümü. Güncel versiyonu fazlaca cilalı ve tatlı yapısıyla pek benlik olmayan parfüm aynı zamanda Frederic Malle Carnal Flowerîn atası niteliğinde.

 

Devam edecek.

23 Mayıs 2021 Pazar

Nishane - Nanshe


Ülke gündemini yurtdışındaki bir kamera ve bir tripodlu Türkler meşgul ededursun, biz ülkede ikamet edip yurtdışını sallayan Türkler’in yaptığı işlerden bahsedelim. Hem ikinci opsiyon daha güvenli değil mi?

Yaklaşık 8 yıl önce yolculuğuna başlayan ilk Türk niş parfümü markası Nishane; yeni bölümü heyecanla beklenen YouTube videosu kıvamında, parfüm severleri zinde tutan aktif bir parfüm evi. Covid-19 salgını ile birlikte Esxence fuarı tarihlerine denk gelen lansman geleneğini bozan markanın yeni parfümleri Nanshe ve Ege isimlerini taşıyor. Yaz ayları göz kırpmışken yazı için elime Ege şişesini almıştım ki naif Nanshe’nin kırılabileceği geldi aklıma. İtiraf edeyim, seçimimde Cécile Zarokian isminin payı da büyük.

Amouage Epic Woman ile tanıdığım, Jovoy Private Label sonrası yakın takibe aldığım Cécile Zarokian, en sevilen vanilya parfümleri arasında yerini çoktan almış olan Ani sonrası Nanshe’yi de tasarlayan isim. Hem marka hem de parfümör favorilerim arasında olunca haliyle beklentim de artıyor.

Kakule ve potpuri edasında çiçeklerle açılıp 90’lı yıllara götürüyor beni Nanshe. Gül kurusu, pembe ve topraksı tonlarda, gondol tepsi içine serpiştirilmiş kurutulmuş çiçekler canlanıyor gözümde. Kakule birkaç dakika içinde geri çekilirken o güzel görünümlü çiçeklere bolca pudra serpiliyor.

 

Benim gözümde Nanshe, kırılgan birini tasvir ediyor. İlgi çekmek gibi bir amacı yok. Yalnızca yakına gelenlere ışık saçan bir cevher. Trend olan notalardan neredeyse hiçbirini barındırmadan sofistike olan, ne aradığını bilen birilerini arıyor Nanshe. Cécile Zarokian’ın fotoğraflarına baktıkça Nanshe’yi parfümörü ile daha çok bağdaştırıyorum. Yoksa Cécile bu parfümü kendi için yaptı da Murat ve Mert tatlı dilleriyle ikna mı etti onu?

 

Ortalarda gül ve iris pudralı çiçeklere eşlik ederken parfümün sakin karakteri huzur veriyor. Odunsu bazı oluşturan sandal ağacı ve ara sıra kendini hissettiren ylang ylang, Nanshe’nin sakin karakterini desteklerken parfüm, serüveni boyunca daha fazla değişime uğramadan görevini tamamlıyor.

Nanshe, kararında pudra hissiyatı ile “pudralı parfümler no go” tayfanın dahi hoşuna gidebilecek dengeli bir parfüm. Çok sıcak yaz günleri hariç mevsim seçmeyen Cécile Zarokian tasarımı, feminen tarafa yakın seyrediyor. Fark edilirlik, genel Nishane çizgisi gibi atom bombası kıvamında değil ancak Extrait konsantrasyonundaki parfümün kalıcılığı oldukça yüksek.

 fotoğraf: instagram.com/gurmekokular

Günümüzde parfüm meraklılarının satın alma motivasyonları birbirlerinden oldukça farklı. Nishane, mevcut ürün gamıyla bu farklı parfüm satın alma motivasyonlarının neredeyse tamamına karşılık verebilecek bir dünya markası konumunda yerini her geçen dün sağlamlaştırıyor. “Kendi hazzı için parfüm satın alan” kitlenin baş tacı yapacağı Nanshe, pudralı çiçeksi sınıfının referans gösterilebilecek kadar nitelikli bir temsilcisi.

31 Aralık 2020 Perşembe

Escentric Molecules - Molecule 05 / Escentric 05

2020, tüm dünya için unutulmaz bir yıl oldu. Ülkemiz; Elazığ’da deprem, Van’da çığ, İstanbul’da pistten çıkan uçak haberleri ile yeni yılı karşılaşmışken İdlib’deki şehitlerimiz ve Bahar Kalkanı Harekâtı, iki ay içinde 2020 yılının uğursuzluğunu haber vermişti. Bu sırada, “yok bize gelmez”, “gripten farksız”, “sadece yaşlılar risk altında” dediğimiz, Çin kaynaklı COVID-19 kapımızı çoktan çalmıştı. İlk vakanın 11 martta duyurulduğu ancak Sağlık Bakanı Yardımcısı’nın makalesiyle miladı şaşırtan, maske, mesafe ve hijyen ile başlayıp hasta-vaka ayrımını tartıştıran, aşı çalışmalarıyla umutlandırıp aşıların menşei ile kaygılandıran bir yıl oldu 2020. Para birimimizin epey değer kaybedip küresel salgın dolayısıyla belkemiği sektörlerin tıkanma noktasına geldiği bir yıl olduğunu da atlamamak gerekli. “Sağlık olsun” ifadesinin değerini daha iyi anladık sanırım.

Küresel normalleşmenin en erken 2021 yaz aylarında başlayabileceği konuşulurken mevsime rağmen bir yaz parfümü yazmak istedim. Birkaç ay sonrasını düşünerek umut dolalım, biraz olsun bu zor günleri unutalım. Hep derim, parfüm hadisesi sıvı mutluluk!

Escentric Moecules, Alman parfümör Geza Schoen’in kimyasal bileşenler etrafında parfümler inşa ettiği yenilikçi markası. Geleneksel anlayışla oluşturulan parfümlerin aksine hem koku hem pazarlama anlamında kalıpları yıkan Escentric Molecules serisinin son kahramanı Cashmeran.

Musk Indanone ismiyle de bilinen Cashmeran, IFF (International Flavors and Fragrances) tarafından keşfedilip tescillenen kimyasal bir bileşen. Molecule 05, renkleri öğreniyorum tadında Cashmeran’ı tanıtan ağırlıklı olarak odunsu ve baharatların hissediğildiği misk replikası. Molecule 05, serisinin diğer ürünleri gibi yalnızca Cashmeran içeren bir ürün. Escentric 05 ise Cashmeran bazlı, başlı başına bir parfüm.


Escentric 05, bergamot ağırlıklı aromatik bir başlangıç yapıyor. Bağlayıcı sentetikler sağ olsun, Geza’nın imzası haline gelen acı turunçgiller açılışın ardından uzun süre devam ediyor. Soğuk ve soyut açılan Escentric 05’in aksine, sarıp sarmalayan kadifemsi bir miskle “aa tamam bu benim sevdiğim parfümlerde aldığım koku” dedirtiyor Molecule 05.

Ortalara doğru 05 serisinin ilham kaynağı olan Cashmeran’ın da desteğiyle sedir ağırlıklı odunsular hissedilmeye başlıyor. Hatta belli belirsiz girip neredeyse kontrolü ele alıyor. Ara sıra gelen Jean-Claude Ellena tarzında futuristik incir yaprağı kullanımı, parfümün yeşil dengesini oluşturuyor.

Yaz kokteyli gibi kokan Escentric 05, Geza’nın tasarımlarına aşina olanların tahmin edeceği gibi fazla değişime uğramayan bir parfüm. Bergamotun ana karakter olduğu, incir yaprağı ve ardıcın desteklediği yeşil bir kompozisyon. Biraz Anat Fritz Tzora, biraz Ormonde Jayne Zizan, biraz The Beautiful Mind Volume 1, en çok da Biehl gs03. Tüm bu benzerlikleri imza akor kullanımına da yaratıcılığın tıkanmasına da yormak mümkün. Ben iyimser düşünen ilk gruptayım.


Escentric 05’te Cashmeran ile birlikte bolca ISO E-Super ve Ambroxan hissediliyor. Dolayısıyla burnun hissizleşmesi ve kokuya alışması olarak tanımlanan “olfactory fatigue” hadisesi fazlasıyla mevcut. 01 veya 02 kadar güçlü bir baz olmayan Molecule 05 ise tek başına kullanmayacağım ancak farklı parfümlerle baz olarak denemesi keyif veren bir ürün. Örneğin Escentric 05’te odunsu hissiyat ağır bassın isteniyorsa Molecule 05 ile desteklemek iyi fikir (adam zaten bunun için yaptı).

Soyut yapılarıyla Geza Schoen tasarımlarının çoğu, mağazada denenip şok etkisi yaratan parfümlerden değil. Dolayısıyla “parfümörün ne yapmak istediğini anlamak” için birkaç ful kullanım gerekiyor. 05 serisi de geleneği bozmamış. Bolca kullanılan ISO E-Super kaynaklı gün içinde kullananın hissetmekte zorlandığı ancak diğerlerinin burnuna çarpan Escentric 05’in performansı ortalama düzeyde seyrediyor. Her iki cinsiyetin de kullanımına uygun ve ortam seçmeyen 05’ler için en uygun zaman ise yaz ayları.

2014 yılında bahsettiğim Escentric Molecules’ları “sihir” olarak tanımlamıştım. Dolayısıyla markayla henüz tanışmamış parfüm meraklıları için halen giriş dersleri 01 ve 02. Sonrasında vaka sayılarındaki düşüşle birlikte 05’e geçilebilir. Online devam edeceksek numara fark etmez, bağlantımız kopmasın yeter. Gerçek anlamda sağlık, mutluluk ve huzur getirecek bir yıl dilerim.

5 Ekim 2020 Pazartesi

Manos Gerakinis - Immortelle

 “Cacık” mı “Tzatziki” mi ya da “Musakka” mı yoksa “Moussaka” tadında tatlı atışmalar dururken, her fırsatta karşı karşıya getirilen iki komşu ülke Türkiye ve Yunanistan. Dış politikayı bir kenara bırakırsak, kültür sanat etkinlikleri ve turizmde her fırsatta dostluğu hissettiren iki ülke vatandaşlarının birbirlerini iyi anladığını düşünüyorum. Gündem, Oruç Reis bakım için mi yoksa diplomasiye fırsat tanımak için mi döndü konusuyla meşgulken, biz tatlı yiyip tatlı kokalım.

Manos Gerakinis, yeni sayılabilecek bir Yunanistan menşeili niş parfüm evi. Ailesinin kökeni İstanbul’a dayanan Gerakinis’in kendi tasarladığı koleksiyonu, benim için son yılların en güzel keşiflerinden oldu. İlk kez denediğim bir parfüm evinin ticari kaygı ile yaratılan versiyon/taklit kokular yerine özgünlüğü seçmiş olması, çölde vaha bulmak gibi hissettiriyor. Beş referansın bulunduğu güncel koleksiyonda, Quintessence ile birlikte favorim Immortelle.

 

Yoğun karanfil ve tarçınla açılıyor Immortelle. Tarçın hızla geri çekilirken parfümün karakteristiğini oluşturan yardımcı oyuncu, ölmez otu (immortelle) sahneyi devralıyor. Koyu ve sıcak başlayan Immortelle, genel beğeniye son derece hitap eden bir parfüm olduğunun sinyalini ilk dakikalardan veriyor. Manos Gerakinis, ölmez otu gibi keskin bir nota ile zorlayıcı olmayan, akıp giden bir tasarıma imza atmış.

Immortele, başrolün “ethyl maltol” olduğu dengeli bir gourmand. Ethyl maltol, parfümlere sıcak şeker veya pamuk helva hissiyatını veren, 1992 çıkışı Thierry Mugler - Angel ile adından söz ettirmeye başlayan bir bileşen. Yoğun ethyl maltol kullanımı, köşeli notalarla desteklenmezse ortaya pamuk helvadan hallice şeker bombası parfümler çıkmakta. Paçuli (örn. Thierry Mugler Angel), meyan kökü (örn. Parfumerie Generale Aomassaï) ve ölmez otu (örn. Etat Libre d'Orange - Like This) gibi tek başlarına kullanıldıklarında zorlayıcı olan bileşenler, ethyl maltol tatlılığını dengelemekte sıklıkla kullanılıyor. Like This’in açtığı yolda ilerleyen Manos Gerakinis imzalı Immortele, tatlılığı ustaca dengelenmiş bir parfüm.


Ethyl Maltol

Immortelle, ortalara doğru sütten gelen kremsi hissiyatıyla bolca sıcak şeker hissiyatı veren ethyl maltol ve ölmez otu temalı bir tasarıma dönüşüyor. Hafif hafif hissedilen sandal ağacı ve balzamik notalar bağlayıcı görevi görürken son derece lezzetli ve yormayan bir tatlının verdiği hazla parfüm görevini tamamlıyor.

Manos Gerakinis’in ölmez otu yorumu, genel beğeniye uygun yapısıyla zaman ve ortam seçmiyor. Parfümün kalıcılığı oldukça yüksek ancak fark edilirliği ortalama değerlerde seyrediyor. Yapı itibariyle daha yüksek bir performans imkan dahilinde olduğu için, “ah keşke” demekten alamıyorum kendimi.

Ölmez Otu Çiçeği

Koparılıp kurutulduktan sonra bile canlı rengini koruyup isminin hakkını veren ölmez otu, köşeli yapısıyla parfümeri için riskli bir bileşen. Ölmez otunun başrol ya da yardımcı oyuncu olduğu referans parfümlerden olan Annick Goutal - Sables, Histoires de Parfums - 1740, Jovoy - L'Art de la Guerre ve Pekji – Untitled ile birlikte ligin en üstünde yerini alan Manos Gerakinis Immortelle, komşuda pişip bize de düşen iştah açıcı bir tatlı.

© Gurme Kokular - Niş Parfüm Yorumları / Röportajlar / İzlenimler
Maira Gall